Yağmurdan Sonraki Soluk Ayın Öyküleri

Orijinal Adı: Ugetsu monogatari (Ugetsu) (1953)

Yönetmen: Kenji Mizoguchi

Türü: Drama – Doğaüstü – Savaş

İzlenme Tarihi: 2 Ocak 2021

Sinema tarihçileri tarafından Japon filmlerinin batıda popülerleşmesini sağlayan en önemli yapımların başında Ugetsu’nun geldiği söylenirdi. İzleme listeme yaklaşık iki ya da üç yıl evvel almış olmama rağmen bir türlü izleme fırsatı bulamamıştım. Birkaç gündür Uzak Doğu esintili modda takıldığım için bunu izlemeni güzel olabileceğini düşündüm.

Filmin hikayesi Sengoku döneminde geçmektedir. Japonya’nın dur durak bilmeden kan döküldüğü bu çalkantılı döneminde aynı köyde yaşamakta olan iki ailenin başlarına ne geldiğine şahit oluyoruz. Farklı hayaller ve umut taşıyan iki erkeğin radikal kararlar alıp başlarına açtıkları dertleri görüyoruz. Hırsın insana ne fena şeyler yapabileceğinin güzel bir örneği diyebiliriz.

Japonlar trajedi yazma konusunda Yunanlar ile aşık atabilecek tek toplum diyebilirim. Hem anime hem de sinema filmlerinde rastladığım öyküler beni yıllar içinde böyle bir düşünceye sahip olmaya ikna etti muhtemelen.

Yapıma puanım 8/10. Hakiki bir dönem filmi. Sengoku dönemindeki bir köylünün başından neler geçebileceğini öğrenmek için oldukça iyi bir eser diyebilirim.

Hong Kong Ekspresi

Orijinal Adı: Chung Hing sam lam (Chungking Express) (1994)

Yönetmen: Wong Kar-wai

Türü: Komedi – Suç – Drama

İzlenme Tarihi: 1 Ocak 2021

Bir arkadaşım bu filmi sürekli paylaşır dururdu. Göz aşinalığından kaynaklanan bir farkındalık oluştu zihnimde. Dün Çin sinemasıyla ilgili bir şeylere denk gelince de Çin menşeili kaliteli bir iş izlemediğimi fark ettim. Chungking Express’i izlemek için bundan daha iyi bir fırsat bulamayacağımı düşündüm ve böylece izlemeye karar verdim.

Film birbiriyle kesişen hayatları anlatmaya koyuluyor. Bir bar ve büfe arasında git gel yapan hikayede iki ayrı aşkın öyküsüne tanık oluyoruz. İlk hikayedeki polisin öyküsünü çok beğenmiş olmakla birlikte, ikinci hikayedeki ilişkinin çocuksu tonunu da epey eğlendirici buldum.

İzlerken kendimi kaptırdım. Sürükleyiciliğiyle birlikte sempatik karakterleri de barındırıyor olması beni izlemeye teşvik etti. Hikayedeki ana karakter değişiminin oldukça başarılı gerçekleştirildiğini de söylemem gerekir. O kadar pürüzsüz bir geçiş yapılıyor ki bir ara hikaye tekrar genç polisin öyküsüne bağlanacak diye bekledim. Ancak öyle olmadı.

Yapıma puanım 8/10. Oldukça keyifli bir suç draması ve romantik komedi vaat ediyor.

Nostalji

Orijinal Adı: Nostalgia (1983)

Yönetmen: Andrei Tarkovsky

Türü: Drama

İzlenme Tarihi: 31 Aralık 2020

Yaklaşık 4 senedir dijital günlük tutmaktayım. Okul çıkışı gece geç saatlerde evime dönerken kendi kendime söylenir dururdum. Bu söylenmelerimi boşa tüketmemek için sesimi kaydetme kararı aldım. Böylece her canım sıkıldığı veya bahsetmek istediğim bir konu bulduysam, yolda yürürken telefonumu çıkarır ve kayıt alır oldum.

Bugün de iş çıkışı evime dönerken günlük tutma isteği uyandı içimde. Günlük duygu ve düşüncelerimi dillendirirken kendimi birden bire çocukluk anılarımı ve eski zevklerimden bahseder halde buldum. Bu şiddetli his aklıma Tarkovsky’nin henüz izlememiş olduğum Nostalgia filmini getirdi. Böylece eve gelip birkaç saat dinlendikten sonra da izlemeye koyuldum.

Film 17 ya da 18inci yüzyılda İtalya’da eğitim almış bir Rus ressamın hayatını araştıran şair ve tercümanını merkeze alıyor. Hikaye içerisinde şair, hayatını araştırmakta olduğu ressam gibi kendi vatanına özlem duyar ve geçmişini anımsatan ögelere rastlamasıyla birlikte yer yer duygu seline kapılmaktadır.

Filme puanım 7.5/10. 2020 senesini epeydir özlemini duyduğum Tarkovsky ile kapatmış olmaktan büyük mutluluk duyuyorum.

Glass Masquerade

İlk piyasaya sürülme tarihi: 18 Kasım 2016

Geliştirici: Onyx Lute – Stage Clear Studios

Tür: Puzzle

Platform: PC

Oynama Tarihi: 23 Aralık 2020 – 29 Aralık 2020

Glass Masquerade yaklaşık 7 saat 42 dakikalık bir oynanışın ardından 30 adet bulmacanın çözülmesi ile son buldu.

Puzzle oyunu düşkünü bir insan olduğum söylenemez. Ancak kafa dağıtmak için bir şeyler dinlerken bir taraftan da elimi ve gözümü meşgul edecek oyunlar oynamayı seviyorum. GM tam olarak bu ihtiyacımı gideren bir yapım oldu.

Oyunun görsel estetik dizaynı çok hoşuma gitti. Her ülkeye ait farklı stil ve semboller içeren duvar saat dekorlarını bir araya getirmek epey ilgimi çekti. Bazı parçaların garip şekillerde kırılmış olması onların yerini bulmayı zorlaştırmış olsa da o zorluk oyunun en keyifli parçası haline gelmiş.

Yapıma puanım 6/10. Oldukça keyifli, sürükleyici ve dinlendirici bir oyun olmuş. Serinin ikinci oyununa da bir ara el atmayı planlıyorum.

Akudama Drive

Seri Çıkış Tarihi: 8 Ekim 2020 – 24 Aralık 2020

Türü: Aksiyon – Sci-Fi

Bölüm Sayısı: 12

İzlenme Tarihi: 15 Kasım 2020 – 27 Aralık 2020

Uzun zamandır orijinal anime serisi tüketmemiştim. Düzenli anime izlemeye aşağı yukarı bir sene önce dönmüş olsam da, bu aralığın öncesi ve sonrasında izlemiş olduğum yapımların hepsi uyarlama türünde işlerdi.

Bu açıdan bakıldığında Akudama Drive’ın bize ne vaat ettiğinden emin olamamıştık. Çok kötü veya vasat bir iş ile karşılaşma ihtimalimiz epey yüksekti. Ancak dizi ilk altı bölümünde izlemeyi bırakmamış olan seyircilerini, oldukça başarılı yazılmış son altı bölümüyle ödüllendirmekten geri kalmıyor.

Serinin ilk yarısında Hoodlum haricinde hiçbir karakteri beğenmemiş olsam da sahip olduğu aksiyon dozajı ve maceraya çıkma hissini iyi kotarmış olması beni izlemeye devam ettiren unsurlar oldu. Son yarıda hikayenin daha karanlık bir hale girmesi beni sevindirdi.

Toplum düzeni korumak niyetiyle güvenlik teşkilatlarının ‘kötülükle mücadele’ adı altında masumlara da zarar verebileceğinin fena olmayan bir örneğini sergiliyor. Özellikle son iki-üç bölümde V For Vendetta hissi almamak elde değil. Finali ortalamanın bir-iki tık üstü diyebilirim.

Seriye puanım 7/10. İzlediğime pişman ettirmeyen bir seri olduğu için müteşekkirim.

Katil Doğanlar

Orijinal Adı: Natural Born Killers (1994)

Yönetmen: Oliver Stone

Türü: Aksiyon – Suç – Drama

İzlenme Tarihi: 26 Aralık 2020

Natural Born Killers’ı bir veya iki aydır izlemekteydim. Bazı filmlere denk geliyorum. İzlemeye başladığım anda filmin moduna giriş yapamadığım ara verdiğim oluyor. Bu da onlardan biri oldu. Bir türlü o hareketli ve kara mizah içerikli anlatısının içine giremedim. Bu yüzden de ara verdim.

Prime’daki gösterim süresinin dolmak üzere olduğunu görünce artık başladığım işi bitirmenin gerekli olduğunu gördüm ve kaldığım yerden izlemeye koyuldum.

Filmin ilk çeyreğinde her ne kadar baymış ve gerçek anlamda iğrenmiş olsam da, son çeyrek beni oldukça eğlendirdi. Hapishane sahneleri filmin geri kalanından çok daha izlemeye değerdi.

Filme puanım 6.5/10.

Dracula

Orijinal İsim: Dracula (1897)

Yazar: Abraham Stoker

Okuma Tarihi: 22 Eylül 2020 – 13 Aralık 2020

Drakula ile tanışıklığımdan bahsederek bu yazıyı uzun tutmaya hiç niyetim yok. Belki ilerleyen günlerin birinde aklıma takılır da geri dönüp bu yazıyı düzenlerim. Ancak o zamana dek kitap hakkında kısa bir yorum yapıp, dosyayı rafa kaldıracağım.

Kitabı okumaya başladığımda oldukça ürpermiştim. Jonathan Harker’ın Kont’un şatosunda iken başından geçtiklerini okumak epey sürükleyici ve merak uyandırıcı idi. Ancak bu kısmın hemen ertesinde öykü İngiltere’ye bağlandı. Ve ben kitaptan acayip soğudum. Olaylar çok ağır gerçekleşiyordu. Van Helsing’in hikayeye dahil olduğu noktaya değin sıkıntıdan ölecektim. Ancak sonrasında işler hız kazandı. Hatta kitabın özellikle son çeyreğinin epey sürükleyici bir köşe kapmaca yarışına dönmüş olması beni oldukça keyiflendirdi.

Kitabın teknik olarak sıkıntılı bulduğum bir yanı var. O da baştan sona mektuplardan, günlüklerden ve telgraflardan oluşuyor olması. Sıkıntı yarattığı kısım da anlatımın inandırıcılığını sekteye uğratıyor olmasından kaynaklanıyor. Ölüm kalım savaşının verildiği bir sahnede, bir adam veya kadının kağıt-kalem çıkarıp duygu ve düşüncelerini aktardığını hayal etmek oldukça absürt geliyor. Böyle bir anlatım yolunu niçin seçtiğini tam olarak anlayamadım. Belki de tarihler, gün ve mesafe olguları üzerinden öykünün gerçek dünyada geçtiğine dair bir kat inandırıcılık katmayı planlamış olabilir. İngiltere’deki kısımlarda bu kararı doğru sonuç vermiş olsa da, Romanya ve Bulgaristan kısımlarında ikna kabiliyetini ciddi bir şekilde zedeliyor.

Bir korku romanı olmasının hakkını verdiğini söylemem gerekiyor. Lucy’nin son günlerini anlatırken karakterlerin yaşadıkları gerilim, dörtlünün Lucy’nin cesedini kazıkladıkları kısım ve Mina’nın Kont tarafından ısırıldığı sahnenin tüyler ürpeticiliğini zihnimde layıkıyla canlandırabildiğimi düşünüyorum. Bu anlatımın gücü ile birlikte çevirinin de başarılı olmasından kaynaklanıyor.

Kitaba puanım 7/10.

Kuduz Köpek

Orijinal Adı: Nora inu (Stray Dog) (1949)

Yönetmen: Akira Kurosawa

Türü: Suç – Drama – Gizem

İzlenme Tarihi: 6 Aralık 2020

Akira Kurosawa’nın elinden çıkmış olup da izleme şerefine nail olduğum en eski film Stray Dog oldu. Filmin konusu basit olmasına rağmen sürükleyici bir yapıya sahip.

Çiçeği burnunda bir cinayet müfettişi, sıcak bir yaz günü poligon alanından çıkar ve bir halk otobüsüne biner. Sıkış-tepiş yolculuk edilen otobüste biri müfettişimizin üzerine zimmetli tabancayı araklar. Silahının çalındığını fark eden kahramanımız da gördüğü ilk şüphelinin peşine düşer ve öykümüz başlar. İlerleyen hikaye içerisinde elden ele geçiş yapan bu tabanca birkaç insanın hayatına zarar verir. Genç müfettiş hırsızın izini sürerken bu gelişmelere vakıf olur. Kendi acemiliği yüzünden sebep olduğu bu olaylar onun omuzlarındaki yükü daha da ağırlaştırır. Böylece takibi yavaş yavaş bir onur meselesine haline getirir.

Mifune Toshiro’nun genç halini ilk kez gördüm. Oyunculuk becerisini film yapa yapa kazanmadığını düşünüyorum. İlk filmlerinden biri olmasına rağmen oldukça başarılı bir performans sergilemiş. Böylece kendisinin doğuştan yetenekli bir aktör olduğuna kanaat getirmiş oldum.

Yapıma puanım 7/10. Oldukça net ve basit bir olay örgüsüne sahip olmasına rağmen seyirci film boyunca müfettiş Murakami’nin başına ne geleceğini merak etmeden edemiyor.

Magdalalı Meryem

Orijinal Adı: Mary Magdalene (2018)

Yönetmen: Garth Davis

Türü: Biyografi – Drama

İzlenme Tarihi: 28 Kasım 2020

Bu film hakkında ne hissetmem gerektiğinden emin olamıyorum. İzlerken beni romantik anlatımı ile yakalamayı başarabildi. Hareketli, canlı kamera açıları, sinematografisi ve müzikleri ile yarattığı atmosfer beni büyüledi.

Ancak hakkında çok az şey bildiğimiz Mecdelli Meryem’in hayatını inanılanın biraz ötesinde anlatmaya kalkışmışlar. Bu cesur karar bazı açılardan iyi, bazılarında ise kötü olmuş. Joaquin Phoenix, bu filmde İsa’yı canlandırırken 44 yaşında idi. Yani 33 yaşında öldürüldüğüne inanılan Nasıralı İsa’dan on yaş daha yaşlı. Bu çok kritik bir detay. İhtiyar bir İsa izliyoruz. Tanrı inancıyla yanıp tutuşan, insanlara umut ve merhamet dağıtan bir İsa yerine yalnız, depresif ve kaygılı gözüken ihtiyar bir adam seyrediyoruz. Filmin yarattığı genel atmosfer ile epey uyumlu bir tavır olsa da genel İsa portresine ters düşüyor.

Bunlara rağmen ben bu filmin hikayesine ve olay örgüsüne kendimi kaptırdım. İzlerken keyif aldım. Duygulandım. Ağladım. Yıkılmış ve mahvolmuş hissettim. Sadece bunu başarabilmiş olması dahi benim için yeterli.

Filme puanım 6.5/10. Her ne kadar tarihi anlatılara karşı gelen detaylara sahip olsa da beni hislendirmeyi başardığı için beğendim.

Reign of Terror

Orijinal Adı: Reign of Terror (1949)

Yönetmen: Anthony Mann

Türü: Tarihi – Romantik – Gerilim

İzlenme Tarihi: 21 Kasım 2020

Günü filmsiz tamamlamak istemediğim için klasörüme göz gezdiriyordum. Onca film arasında şans eseri Reign of Terror ile karşılaştım. Yakın zamanda Fransız İhtilali’ne dair bir eser tüketmemiştim. Süresinin de çok uzun olmadığını görünce izlemek konusunda ikna oldum.

Filmin hikayesi oldukça sürükleyiciydi. Lafayette tarafından görevlendirilmiş Charles isimli bir gizli ajanın, Robespierre’in Strazburg’tan Paris’e çağırdığı Duval isimli bir idam görevlisinin yerine geçerek görünürde Jakoben hükümetiyle temas halinde kalarak el altından Barras’a darbe yapma konusunda yardım edişini anlatıyor. Bunu tek cümle halinde yazmak zor olsa da filmin hikayesinin bol gelgitli yapıya ve gerilimli sahnelere sahip olduğunu aktarmayı da başardığını düşünüyorum.

Yapımı genel olarak epey beğendim. Bir dakika olsun sıkmadan, seyirciyi ardı kesilmeyen bir kovalamaca ve dedektiflik oyunu içine sokuyor. Jakoben Terör Dönemi’nde dönen siyasi oyunların ne kadar düzenbazca olduğunu gösteren oldukça başarılı bir film olmuş. En sevdiğim sahne Robespierre’in köşeye sıkıştığı vakit kendisine kılıç doğrultan yurttaşlara yaptığı konuşma ile hepsini yavaşça sakinleştirdiği kısımdı.

Filme puanım 7/10. Fransız Devrimi severlerine ‘fanservice’ niteliğinde ufak detayların yerleştirilmiş olduğu oldukça başarılı bir dönem filmiydi.