Elysium

Orijinal Adı: Elysium (2013)

Yönetmen: Neill Blomkamp

Türü: Aksiyon – Drama – Sci-Fi

İzlenme Tarihi: 26 Aralık 2019

Epey mantık hatalarıyla dolu ayrımcılık üzerinden ajitasyon yapılan bir bilim kurgu filmiydi Elysium. Bir tarafta uzay üssü gibi bir yerleşkeye çekilmiş teknolojinin her türlü nimetinden faydalanan Elysium halkı, diğer tarafta da sefalet içinde yaşamını idame ettiren Dünyalılar bulunmakta.

Ana karakterin motifi o kadar saçma bir kaza ile gerçekleşiyor ki izleyen insan kurguyu ciddiye alamıyor. Diğer yandan öyle kocaman bir uzay yerleşkesi kurmuşsunuz. Bunu neden kendi silahlarınız ve kalkanlarınızla korumuyorsunuz da yeryüzünde dolanmakta olan avare tipli askerin tekine yüklüyorsunuz. Bir de olaya bak: mülteci gemisi Elysium’a yola çıktığında hemen buna bildiriyorlar. Bu arabasına gidip ‘son teknoloji’ roketatarını eline alıp ateşliyor. Sığınmacı dört gemiden üçünü vuruyor. Sonuncu da nasıl kurtuluyor dersiniz? Ben söyleyeyim: güdümlü füze tam gemi gövdesine temas edecekken direksiyon kırıp yönünü değiştiriyor. Evet. Ciddiyim. Sıfır şaka. Olay tam olarak böyle oldu.

Hani tamam bilim-kurgu diyoruz da, bu işin de bir adabı var. Gelecekte geçiyor diye o aptal aletlerin izleyici tarafına yutturulabileceğini mi sandınız, ey yönetmenler, senaristler, diğer tüm tasarımdan sorumlu elemanlar. Yanlış yoldasınız.

Filme puanım 5.5/10. Hollywood’ta oturmuş bir pazar oluşmasa ve görsel tasarımcı elemanlar ile gelinmiş ve korunmayı sürdüren bir kalite çizgisi bulunmasa bu filmin 4 puana kadar yolu var. Zaman ayırmaya değmeyecek bir yapım.

İskoçyalı

Orijinal Adı: Highlander (1986)

Yönetmen: Russell Mulcahy

Türü: Aksiyon – Macera – Fantastik

İzlenme Tarihi: 26 Aralık 2019

Çocukken babamın CD kutusunda gördüğüm günden beri İskoçyalı filmini baştan sona izlemek istiyordum. Yirmi yıla yakın bir süre önce VCD oynatıcıda seyrederken çok kısa bir kısmını görme şansım olmuştu. Geçen yıllar içinde filmin varlığını dahi unuttum. Son günlerde dirilen Keltlik sevdam aklıma bu filmi getirdi.

Listeme aylar önce almış olmama rağmen ancak bugün izlemeyebildim. Hatta dün akşam ve bu sabah. Filmin İskoçya kısımları çok keyifli olsa da günümüzde geçen kısımları epey bayıktı. O yüzden dün bitirmeye katlanamadım ve sonraya bıraktım.

Dünyanın farklı yerlerinde doğup ölümsüzlüğe erişen insanların mevcut olduğu bir alemdeyiz. Bu ölümsüzler tarih boyu birbirlerinin peşine takılıyor ve avlamaya çabalıyorlar. Normal yolla ölmeyen bu insanların işlerini bitirmenin tek yolu, bir başka ölümsüzün ellerindeki büyülü kılıç yardımıyla hasmının kafasını kesmesi. Düşmanını ortadan kaldıran ölümsüz ne olduğunu bilmediğimiz bir çeşit güce erişiyor. Kim daha çok ölümsüz avlarsa o daha güçlü oluyor. Anlayacağınız Jet Li’nin 2001’de çektiği The One filmi gibi bir konsept var. Temel unsur aynı diyeyim çünkü oradaki olay daha farklıydı.

Filmin soundtrack i Queen’e ait. Flash Gordon’dan da tecrübe ettiğim şekilde şöyle diyebilirim: Queen’in bestelediği OST’lere sahip filmler ekseriyetle vasattır. Yapımın ortalama bir iş olduğunu anlayıp tutar umuduyla Queen’i mi görevlendiriyorlar nedir anlamadım. Yine de filmin OST’si gayet güzel. Techno olan müzikleri de 80 nostaljisi yapmak için ideal parçalar.

Görsel efektler öyle ahım şahım bir şey değil ama 80’s Sci-fi için olması gereken düzeyde. Ancak filmin en büyük sorunu oyunculuk. Rollerin cringe olmasının yanında oyuncular ya hiç role girememiş tipler ya da fazla girip bokunu çıkarmışlar. Arası yok.

Filme puanım 6/10. Film değil de bir çizgi film olsa tadından yenmezmiş. Ne yazık ki işlenen konu film yapımının sınırlarına takılmış.

Roma

Orijinal Adı: Roma (2018)

Yönetmen: Alfonso Cuarón

Türü: Drama

İzlenme Tarihi: 24 Aralık 2019

Geçen sene yabancı film dalında Oscar ödülü almasından beri listemde bulunduruyordum. Film çıkışını gerçekleştirdikten bir sene sonra izlemeyi başarabildim. İyi ki de izlemişim. İyi ki de hype’a kapılıp aceleye getirmemişim.

Filmin aile, çocuklar, yaşam-ölüm üzerine yansıttığı kesitler beri çok oldukça etkiledi. Hem yazarı hem de yönetmeni olan Cuaron oldukça başarılı bir işe imza atmış. Kurgudan çıkan ürünün monochrome sunulmuş olması da eseri bir kat daha ilgi çekici yapıyor.

Filme doğru yaşanan olaylar öyle vurucu ki izlerken gözyaşları dökmemek için kalpsiz olmak gerekir. Son günlerde izlediğim şeyler beni epey ağlak hale getirdi. Nasıl hassaslaştım anlatamam. Bunu bir şikayet olarak bildirmiyorum. İnsan her duyguyu yaşamalı. Kimisinin kendini hayatta hissetmesi için acı duyması gerekir. Neyse, konu bu değil.

Yapıma puanım 8.5/10. Tecrübe edilmesi gereken bir drama.

Büyük Balık

Orijinal Adı: Big Fish (2003)

Yönetmen: Tim Burton

Türü: Drama – Macera – Fantastik

İzlenme Tarihi: 23 Aralık 2019

Çocukluk masalları ve onların gerçekle kurulan bağı beni her zaman etkilemiştir. Tim Burton’ın garip ve eğlenceli hayal dünyası bu filmi benzersiz kılmış.

Eğlenceli başlayıp sonu vurucu biten filmler benim zayıf noktam sanırım. Bu tarz filmleri ne zaman izlesem gözlerim doluyor. Sempatik karakterlerin karşılaştığı trajik olaylar duygularımı alt üst ediyor. Big Fish de beni hassas yerimden vuran bir yapım oldu.

Yapıma puanım 8/10. Eşine az rastlanır kaliteden bir aile filmi.

Detroit: Become Human

İlk piyasaya sürülme tarihi: 24 Nisan 2018

Geliştirici: Quantic Dream

Tür: Action – Adventure

Platform: PS4

Oynama Tarihi: 30 Eylül 2019 – 22 Aralık 2019

Detroit Become Human yaklaşık 12 saatlik bir oynanışın sonunda istediğim finale ulaştı.

Bu incelemeyi fazla uzun tutmak istemiyorum. İncelemenin, bitirdiğim günün ertesine ve saat 01.00’a sarkmasından dolayı değil. Tamam, peki. Bunun da biraz payı olduğunu kabul etmeliyim. Ancak oyunun birinci elden tecrübe edilmesi gerektiğine inandığım için hikaye üzerinde çok durmayacağım.

Öncelikle bu oyun, oynadığım diğer üç Quantic Dream oyunu gibi Quick-Time Event sistemi üzerine inşa edilmiş. PS4’ün sistem ve kumanda imkanlarını da olabildiğince kullanarak oyunculara eşsiz bir deneyim yaşatmayı başarmışlar.

Hikaye android ve insanlar arasındaki ‘ırksal’ gerilimi konu ediniyor. Oyun boyu üç karakteri yönetiyoruz: özel üretim bir dedektif olan Connor, kahya türü bir android olan Markus ve bakıcı tipi dizayn edilmiş olan Kara. Benim için bu üçlü içerisinde Connor ve Markus ağır basan taraflar oldu. Bu ikilinin sahip olduğu idealler dünyayı değiştirme potansiyeli taşıyordu. Öte yandan Kara’nın hikayesi daha duygusal ve kişiseldi. Üç ayrı tempo ve olayların üç ayrı bakış açısı oyuncuyu seçimlerini yaparken epey düşünmeye itiyor.

Hikayesinin nasıl sonlanacağını en çok merak ettiğim karakter Marcus’tu. Kahya hayatından kovuluşu, yok oluştan kendi başına kurtuluşu ve özgürlük savaşçısına dönüşmesini izlemek gerçekten büyüleyiciydi. Oyundaki en epik anlar tartışmasız bir şekilde Marcus’a ait. Çöplükten çıkışı, androidleri dönüştürerek yürüyüşe geçişleri, elinde bayrak ile isyana önderlik edişi vs… İzlemesi oldukça tatmin edici bir gelişimdi.

Oyunun göz önüne getirdiği ve insanlara sorgulattığı meseleler üzerine düşünülesiydi. Tabii ki bu fikirler ilk kez bu oyunda değinilmiş mevzular değil. Robotların bilince ve vicdana sahip olabileceği hemen hemen her sci-fi eserde karşılaşılan bir unsur. Yine de bu yapımı diğerlerinden farklı kılan şey bize kendi seçimimizi yapma şansı vermesiydi. Bu oyunu pasifist de bitirebiliriz, saldırgan bir şekilde de. Tamamen oynayanın kendi muhasebesine kalmış.

Müzikler ve görsellik, önceki Quantic Dream oyunlarında olduğu gibi oldukça başarılı. Görsellik yer yer göz dolduruyor. Karakter, mekan ve androidlerin ön-yaratma-görü tasarımları enfesti.

Oyuna puanım 8/10. Gözümde Heavy Rain’e denk bir konuma geldi. Gerçekten harika bir deneyimdi.

Mustang

Orijinal Adı: Mustang (2015)

Yönetmen: Deniz Gamze Ergüven

Türü: Drama

İzlenme Tarihi: 22 Aralık 2019

Bu film birkaç gün önce radarıma girdi. Rastgele bir oyuncuyu ararken bu yapımın çekimlerinin İnebolu’da yapıldığını öğrendim. İnebolu daha önce gittiğim bir yerdi. Pek bilinmediği için filmin neden burada çekilmiş olabileceği yönü ilgimi çekti. Ben de izleme sırama koymuş oldum.

Film yetim kalmış beş kız kardeşin, babaanneleri ve amcalarının yanında yaşadığı baskıyı konu alıyor. Kızların hayatları kafese kıstırılmışa dönüyor. Babaannesi ile amcası ‘ahlaklarını’ bozacağına inandıkları her şeye yasak getiriyor. Büyümekte olan kızların bir taraftan kaderlerine boyun eğmeme çabaları gerçekten etkileyiciydi. Özellikle üçüncü kız kardeş olan Ece’nin başından geçenler bir kat daha hüzünlüydü.

Hikaye genel itibariyle amacına ulaşmış olsa da bazı noktalar daha iyi işlenebilirdi. Her kız kardeşin birbirinden ne kadar farklı olduğunu görüyoruz. Yeterli ekran süresine sahiplerdi. Ancak bazı olaylar çok seri gelişiyordu ve bu da kurgunun inandırıcılığını öldürüyor.

Her ne kadar mekan olarak Batı Karadeniz’i seçmiş olsalar da, filmin kendine dert edindiği ve anlatmak istediği mevzu Anadolu’nun genelinde olan bir anlayış. Hatta İç ve Doğu Anadolu bu konuda daha beterdir. Yine de bu üzücü hikayeye, İç Anadolu’nun çölümsü bozkırında izlemektense, yemyeşil ağaçlar ve masmavi bir deniz manzarası ile seyretmeyi tercih ederim.

Bu yapımın belki de en üzücü yanı, festivale Türkiye adına katılmamış olması. Yönetmen Deniz Gamze Ergüven, Türkiye’den aldığı olumsuz tepkiler nedeniyle Fransa tarafından aday oluyor. Türkiye’dekiler at gözlükleri nedeniyle hikaye edilen yaşantıların hiç var olmadığını ve filmin ülkeyi kötüleme amacı taşıdığını ileri sürmüşler. Yazık doğrusu. Diyecek söz yok.

Filme puanım 6.5/10. Bir yarım puan daha yükselme potansiyeli olan gayet anlamlı bir iş olmuş.

Fargo

Orijinal Adı: Fargo (1996)

Yönetmen: Joel Coen – Ethan Coen

Türü: Drama – Suç

İzlenme Tarihi: 19 Aralık 2019

Uzun zamandır izleme listemde bulunan bir filmdi. Mülakat günümün iki gün sonrasına alındığını öğrenmemle birlikte açığa çıkan boş vaktimi değerlendirmek için izlemeye karar verdim.

Oldukça başarılı bir olay hikayesi barındırıyor. Kurguda herhangi bir derinlik olmamasına rağmen olayların birbirine girdiği o doğal akış öyle gerçekçi işlenmiş ki izleyici kendini karakterin geçişine kaptırıyor.

Olayların bu derece kabul edilir ve akıcı gelişmesinin bir diğer nedeni de Coen Biraderler’in gerçek öykülerden esinlenmiş olması sayılabilir. Yine de hikayeye kattıkları karakterler yaşanılan duruma öyle güzel dahil olmuşlar ki takdiri hak ediyorlar.

Filmin en beğendiğim özelliği ise ufak bir kar tanesi gibi başlayan adam kaçırma planının git gide cinayet serisine dönüşmesi. Kaçırma eylemi sonrasında Fargo polisinin olaya dahil olması da finaldeki düğümün doğal bir şekilde kopmasına neden oluyor.

Filme puanım 8/10. Gayet başarılı bir suç-draması.

Joker

Orijinal Adı: Joker (2019)

Yönetmen: Todd Phillips

Türü: Drama – Suç

İzlenme Tarihi: 18 Aralık 2019

Yıllardır sinemayı boykot etmeme rağmen bu prensibimi Endgame için bozmuştum. Garip bir heyecana kapılmıştım son film için. Yani en azından benim için son filmdi. Yıllardır izlemeyi reddettiğim Marvel filmlerini sıraya koydum ve tek tek izledim. Hepsini değil tabii. Gereksiz yan filmleri atladım. Hatta keşke Kara Panter’i de atlasaydım dedim kendime.

Neyse öyle ya da böyle bu boykot kararımı bozmuştum. Battı balık yan gider dedim. Joker çıkınca ona da gitme kararı aldım. Ancak sinema biletlerinin gereksiz pahalı olması beni tekrar eski zihniyetime geri döndürdü. Gösterime girmesine rağmen filmi izlemeye gitmedim. Açıkçası pek öyle merak da etmiyordum. Sinemalarda vizyona girdiği sıralar, halihazırda izleyen herkes filmin yarattığı heyecan ile önyargılı eleştiri yaptığı için denk geldiğim hiçbir yorumu ciddiye almadım.

Aşağı yukarı iki ayın sonunda filmin izlenebilecek kalitedeki bir kopyasına eriştim. İş mülakatı döneminde girdiğim bu stresten kurtulmak için yapacak bir şeyler düşünürken Joker aklıma geldi. Çalışmaya 2-3 saat kadar ara verdim. Açtım filmi izlemeye koyuldum.

Film üzerindeki fikirlerimi dile getirmeye vakit kalmadan bu yazı yeterince uzadı. O yüzden kısa ve öz cümlelerle devam edeceğim. Joaquin Phoenix’in oyunculuğunu gayet beğendim. Rezil bir karakteri olabilecek en rahatsız edici şekilde canlandırmayı başarmış. Filmin ilk 20-30 dakikasında epey cringe geçirmiş olsam da hikaye kalan süre içinde hızlanıyor ve bir hizaya giriyor.

Filmin sinematografisi gayet hoşuma gitti. Sahneleme, kurgu, karakter yazımı birçok filmden esintiler taşıyor. Filmi izlerken King of Comedy, Taxi Driver ve You Were Never Really Here karışımı bir eser tüketiyormuş hissine kapıldım.

Dünya genelinde bu kadar infihale neden olacak ne vardı gerçekten anlamadım. Yetişkin kısıtlaması olmamasına rağmen bu filmden daha fazla şiddet içeren yapımlara rastladım. Bu izletinin bu kadar tepki toplamasının arkasındaki nedeni merak ettim doğrusu.

Filme puanım 7.5/10. Başarılı bir orijin öyküsü. Joker’in Wayne ailesi ile ne gibi bir derdi olduğu hususuna, The Killing Joke’a benzer bir yorum getirmiş.

Özgürlüğün Bedeli

Orijinal Adı: Michael Collins (1996)

Yönetmen: Neil Jordan

Türü: Biyografi – Drama

İzlenme Tarihi: 12 Aralık 2019

Ortaokul ve lise başında da müptelası olduğum Keltcilik sevdama geri döndüğüm son birkaç ay içerisinde İrlanda tarihi üzerine araştırmaya başlamıştım. Micheal Collins ile de bu süreç içerisinde karşılaştım.

Film, 1916 ayaklanmasından başlayıp 1922 Özerk İrlanda Yönetimi ilanına dek Collins’in başından geçenleri konu alıyor. İzlemeyi bitirdikten sonra bende, planlanan yapımın 3 saat gibi bir süreye sahip olduğu izlenimi uyandı. Bu 130 dakikalık kırpılmış bant yer yer kopukluk yaşattı. Bazı olaylar incik cincik işlenmişken, benim daha çok önemsediğim meclis ve İngiltere ile görüşme gibi kısımlar timeskip ile geçiştirilmişti. Bu izletinin kalitesini düşüren noktalardan biriydi.

Esere puanım 6.5/10. İrlanda Cumhuriyeti’nin kuruluş dönemini şöyle bir hatırlayıp gözden geçirmek isteyenler için vakit ayrılabilecek bir yapım.

Çılgın Bir Gece

Orijinal Adı: Career Opportunities (1991)

Yönetmen: Bryan Gordon

Türü: Romantik – Komedi

İzlenme Tarihi: 11 Aralık 2019

Bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine izleme listeme aldım. Puanının çok düşük olmasına rağmen yakın zamanda izleme lütfunda bulunduğum nadir eserlerden biri.

Filmi tek izleme sebebim Jennifer Connelly idi. Yapım, 80-90 dakikalık orta sıkıcılıkta bir izleti sundu. Üzerine anlatacak pek bir şey yok.

Esere puanım 5/10. Bol vakti olan bakabilir.