Orijinal İsim: Manifest der Kommunistischen Partei (Manifesto of the Communist Party) (1848)
Yazar: Karl Marx – Friedrich Engels
Okuma Tarihi: 16 Kasım 2019 – 8 Aralık 2019

Komünist Manifesto lise döneminde okumaya kalkıştığım bir eserdi. Kısa bir bildiri metni olmasına rağmen 1848 Devrimlerine hakim olmamamdan ötürü yapılan hiçbir göndermeyi kavrayamıyordum. Yıllar sonra, yani birkaç hafta önce, tekrar okumaya başladığımda ise bu sorunun üstesinden gelmiş olacağımı düşünüyordum. Kısmen de olsa haklıymışım. Ancak yine de öğrenmem gereken çok fazla şeyin olduğunu hatırlattı bana.
Chartism, Lejitimistler, Henri de Saint-Simon, Babeuf, Proudhon, Sismondi ve daha nice şahıs ve topluluk hakkında yeterli bilgiye sahip olmadığımı gerçeğini bir tokat gibi çarptı suratıma. Bu da içimdeki öğrenme ateşi körükleyen bir tetikleyiciydi.
Bir eseri okurken onu fethetme isteği doğuyor içimde. Bahsettiği tüm konuları biliyor olmak ve onun hamlelerini önceden tahmin edip yazarı alt etmek istiyorum. Zihnim bir eserle meşgul iken hep bunları yoğuruyor içinde. Bu hoşuma giden bir özellik. Kendi kendime onur meselesi haline getirdiğim kitaplar, oyunlar ve izletiler var. Bunlarla birer birer tekrar görüşeceğim.
Manifesto’nun benim düşüncelerimle ters düştüğü en akılda kalıcı nokta ‘kozmopolite karşıtlığı’ idi. Şehirlerde mevcut baskın bir kültür altında birleşmesi ile o şehirde yaşayan ve farklı yerlerden gelmiş insanların yerel kültürlerini kaybedecekleri endişesini bana bayağı anlamsız geliyor. Kültür muhafaza edilebilen bir şey gibi gelmiyor bana. Kültür de dil de canlı olgulardır. Doğar, büyür ve ölürler. Her gün gördüğümüz duyduğumuz yeni bir şey dahi bizim yaşamımızda bir farklılık oluşturuyor. Hal böyle iken bir şeyin ‘bozulması’ noktasında telaşa kapılmak yersiz oluyor.
Şimdilik en sevdiğim kısımlardan birkaç alıntı yaparak Manifesto’ya dair kaleme aldığım kitap günlüğüne son vereceğim:
Bir hayalet, komünizm hayaleti Avrupa’yı büyülemiştir. İhtiyar Avrupa’nın bütün iktidar makamları, Papa ve Çar, Metternich ve Guizot, Fransız radikalleri, Almanya polisleri, bu hayaleti kuşatıp sıkıştırmak için bir mukaddes Ehl-i Salip tertibiyle ittihat ettiler…
Bugüne kadar insan cemiyetinin tarihi, sınıfların kavgaları tarihidir. Serbest insan ve esir, havas ve avam, asil ve memlûk, usta ve çırak, bir kelimeyle: ezenler ve ezilenler nihayet bulmaz bir münazaada birbirine karşı göğüs gererek bazen el altından, bazen açıktan açığa fasılasız bir mücadeleyi devam ettirdiler. Bu mücadele bazen bütün cemiyetin inkılabî bir tarzda karmakarışık olmasıyla, bazen de karşı karşıya gelen iki sınıfın mahvıyle neticelenirdi…
Özel mülkiyete son vermek istememiz karşısında dehşete kapılıyorsunuz. Oysa sizin bugünkü toplumunuzda, özel mülkiyet halkın onda dokuzu için daha şimdiden yok edilmiş bulunuyor; özel mülkiyetin bir avuç insan için var olmasının tek nedeni, o onda dokuz için hiç var olmamasıdır. Demek ki, siz bizi, ancak ve ancak toplumun çok büyük çoğunluğunda olmaması koşuluyla var olabilen bir mülkiyet biçimine son vermek istemekle suçluyorsunuz.
Komünistler, ayrıca, ülkeleri ve milliyetleri ortadan kaldırmak istemekle de suçlanmaktadırlar.
İşçilerin ülkesi yoktur. Sahip olmadıkları bir şeyi onlardan alamayız ki. Proletarya her şeyden önce siyasal üstünlüğü ele geçirmek, ulusa önderlik eden sınıf durumuna gelmek, kendini ulusun kendisi kılmak zorunda olduğundan, sözcüğün burjuva anlamında değilse bile ulusaldır.
Burjuvazinin gelişmesi, ticaret özgürlüğü, dünya pazarı, üretim tarzının ve ona denk düşen yaşam koşullarının aynılaşması, ulusal farklılıkların ve halklar arasındaki karşıtlıkların her geçen gün biraz daha yok olmasına yol açmaktadır.
Proletaryanın üstünlüğü ele geçirmesi, bunların daha da büyük bir hızla yok olmasını sağlayacaktır. En azından önde gelen uygar ülkelerin ortak eylemi, proletaryanın kurtuluşunun ilk koşullarından biridir.
İnsanın insan tarafından sömürülmesi ortadan kaldırıldığı ölçüde, bir ulusun başka bir ulus tarafından sömürülmesi de ortadan kaldırılmış olacaktır. Ulusun içindeki sınıflar arasındaki karşıtlık ortadan kalktığı ölçüde, bir ulusun başka bir ulusa beslediği düşmanlık da son bulacaktır.
Burjuvazinin gelişmesi, ticaret özgürlüğü, dünya pazarı, üretim tarzının ve ona denk düşen yaşam koşullarının aynılaşması, ulusal farklılıkların ve halklar arasındaki karşıtlıkların her geçen gün biraz daha yok olmasına yol açmaktadır.
Proletaryanın üstünlüğü ele geçirmesi, bunların daha da büyük bir hızla yok olmasını sağlayacaktır. En azından önde gelen uygar ülkelerin ortak eylemi, proletaryanın kurtuluşunun ilk koşullarından biridir.
İnsanın insan tarafından sömürülmesi ortadan kaldırıldığı ölçüde, bir ulusun başka bir ulus tarafından sömürülmesi de ortadan kaldırılmış olacaktır. Ulusun içindeki sınıflar arasındaki karşıtlık ortadan kalktığı ölçüde, bir ulusun başka bir ulusa beslediği düşmanlık da son bulacaktır.
Ayrıca eklemeden geçemeyeceğim: Komünist Manifesto, e-book olarak baştan sona okuyabildiğim ilk eser oldu. Akash Karia’nın TED Talks Storytelling kitabını ilk olarak saymamayı tercih ediyorum. Devamının gelmesi dileğiyle bu dosyaya bir son veriyorum.
Kılavuz edinilecek bir kitap değil. Engels ve Marx daha sonraki basımlarda eserin güncelliğini kaybettiğini kabul ediyorlar. Ancak eserin, 19. yüzyıl ortasındaki Avrupa toplumuna getirdiği eleştiri oldukça yerinde ve dikkate alınmaya değer.




















































