Devil May Cry 5

İlk piyasaya sürülme tarihi: 8 Mart 2019

Geliştirici: Capcom

Tür: Hack and Slash, Action

Platform: PC

Oynama Tarihi: 18 Mart 2019 – 22 Mart 2019

Devil May Cry 5 yaklaşık 10 saat üzerinde bir oynanışın ardından sona erdi.

Evet. Nihayetinde DMC serisinin de sonuna gelmiş olduk. Kült bir oyun serisine yaraşır bir finaldi. Finalde çalan This is Your Legacy adlı parçanın da duygusallığı zirveye çıkarması ile harika bir son oyun ve son sahne oldu.

Hikaye V’nin Dante’yi Urizen adlı bir şeytanı durdurması için kiralaması ile başlıyor. Nero, Lady ve Trish’in de dahil olduğu hikaye dönüp dolaşıp yine bir aile toplantısı moduna giriyor. Gerçi bundan şikayetçi değilim. DMC’den KH derinliğinde bir hikaye beklemiyordum zaten bu sadelikte olması benim için yeterliydi. Zaten düz anlatsa çok sıkıcı olabileceği için yapımcılar da hikayeyi bir ileri-bir geri anlatmayı tercih etmiş. Gayet de güzel olmuş.

Vergil’in gelişi, Dante’nin Devil Sword Sparda’yı alışı, Nero’nun Devil Trigger’ı, V’nin planı gibi akıllı kalıcı sahneleriyle yıllar sonra da kendini oynatıp tekrar konuşturacak bir düzeyde oyun. Zaten serinin hayranlarından biri olarak, kolay kolay hayatımdan çıkmayacak DMC.

Oyunun kendisine gelirsek. Üç karakterin oluşu beni bayağı heyecanlandırmıştı. Üçüncünün Vergil olacağını sanmıştım ama V’nin duyuruluşu bendeki heyecanı da katladı. Çünkü hiç bilmediğimiz bir karakterdi ve olayını merak etmiştim. Game Awards 2018 trailerında oynanışı gördüğümde daha da ilgimi çekti. Oyunu oynamaya başladığımda da memnuniyetim devam etti. Karga, Panter ve Dev üçlüsünü değişik kombolar içinde görmek görsel bir şölen adeta. Devin sağı solu parçalaması da keyif veriyor. Canı azalan düşmanlara da son vuruşu asa ile yapmak karizmatik bitiriş animasyonları çıkmasına sebep oluyordu.

Nero’nun Devil Bringer’ı oyun başında Vergil tarafından koparıldığı için ona Nico tarafından Devil Breaker’lar tasarlanmış. Her bir kol farklı özellikte bu yüzden de oyun Nero kısımlarında bayağı bir çeşitleniyor. Bazı komik kollar da oyuncuların yüzünü güldürüyor. Mesela Pasta Breaker çatal-bıçak gibi aletlerden oluşuyor. Diğer bir eğlenceli kol da Mega Buster; bu Megaman’ın lazer atan kolu ve Nero bunu takarken eğer zıplarsa Megaman gibi zıplıyor. Bu detay oynarken acayip koşuma gitti. Oyundaki trol olmayan gerçek kollardan bahsedecek olursak içlerinde favorim Gerbera (zıplama), sonrasında Punchline (roket kol) ve Rawhide (zincir).

Dante’nin oynanışı da DMC4’teki Dante ile aynı. Kol yönleri ile style değiştirebiliyoruz. 4 yakın dövüş, 4 uzak dövüş silahı taşıyıp bunları L2-R2 ile hızlıca değiştirebiliyoruz. Yeni silah olarak Faust Hat ile Motorsiklet var. Faust Hat’in oynanışını tam anlayamadım onu bir sonraki gameplaye saklıyorum. Motorsiklet de DMC3te son görevlere doğru bir sinematikte vardı. Dante bindiği motoru sağa sola çevirip iblisleri mahvediyordu. İşte o sinematikte neler yapıyorsa burada da onunla onları yapabiliyor, fazlasını da fakat ben onun hareketlerini geliştirmek için orb harcamadım. Başka bir gameplaye bıraktım.

Oyunun karakter tasarımları tek kelime ile muazzam. Oyun duyurulduğundan beri Lady’nin modellemesine aşığım zaten. Nero’yu en başta biraz yadırgamıştım ama sonra alıştı gözüm ve pek de sorun etmedim. Dante zaten tanrı seviyesinde bir karizmaya sahip olmuş, görenin dibi düşüyor. Trish DMC4’teki Trish’ten çok farklı değil. Nico oyunu oynayana kadar aşırı derecede itici geliyordu da oyunu oynarken sempatik gelmeye başladı. Yine de sadece nötrüm kendisine karşı, fazlası değil. V aşırı edgy bir karakter, şu dövmeleri olmasa tam cosplayini yapmak istediğim bir karakter, eh tipim de uygun onun da etkisi var. Vergil ise her zamanki karizma Vergil. Yaşlılığın verdiği ağır başlılık pasifi ile Dante’nin seviyesinde hatta belki daha da yukarıda bulunuyor.

Oyunun müzikleri çok sönüktü. Yani çoğu kez oynarken müzik çalmıyor gibi geldi ilginç bir şekilde. Nero’nun teması olan Pull My Devil Trigger, Dante’nin teması Subhuman ve o duygusal OST dediğim This is Your Legacy dışında aklımda bir müzik kalmadı. Arada da DMC3teki Devils Never Cry ve Taste the Blood çaldı sanki ama kendim hayal etmiş de olabilirim. Yine de sadece şu üç şarkı bile seviyeyi yukarı taşıyor.

Devil Trigger
This is Your Legacy

Oyunla ilgili birkaç şikayetim var. Lady ve Trish aşırı useless resmedilmiş. Oyunda V ile oynanabilecek bölümler çok az. Dante ile Nero aşağı yukarı eşit bölüme sahip ama baştan sona bir karakterle oynama seçeneği de olsa güzel olurmuş. DMC3’teki Vergil gameplayi gibi. Ha belki vardır. Ben çok bakmadım. Bitirip direkt sildim oyunu. Keşfedeceğim diğer şeyleri yaza bırakıyorum. Oyuna Bloody Palace’ları da bedava ekleyeceklerinin haberini almıştım geçen. Oyunun içinde olması gereken şeyi sonradan bedava veriyoruz şeklinde bir lütufmuş gibi sunmaları hafif rahatsız etse de yine de iyi ki eklediler. Bir de oyunun Human zorluğu aşırı basit. Muhtemelen diğer run ımı direkt Devil Hunter zorluğunda yapacağım.

Oyuna puanım 9/10. Tam istediğim gibi acı-tatlı bir finale sahip, günümüz oyunlarının seviyesinde bir işti. Genel-geçer oyuncuların da takdir edebileceği şekilde dışa açık bir devam oyunu olmuş, KH3’ün aksine.

Büyük Lebowski

Orijinal Adı: The Big Lebowski (1998)

Yönetmen: Joel Coen & Ethan Coen

Türü: Komedi-Suç

İzlenme Tarihi: 21 Mart 2019

Uzun süredir izlemeyi planlıyordum, geçenlerde arkadaşlarla sohbet esnasında bahsi geçti. Hazır hepsi izlemiş benim başım kel kalmasın ben de izleyeyim dedim.

Filmin esprilerini çok beğendim. Coen Kardeşler’in en son Buster Scruggs’ını izlemiştim. Oradaki kurgu ve komedi tarzı çok hoşuma gitmişti, bunda da durum aynı şekilde devam etti.

Dude ve Walter’ın muhabbetlerine bayıldım. Zaten Walter gibi uyuz edici ve de aptal karakterler hikayelerin en hoşuma giden kısımları olur. Burada da değişmedi. Her eve giden kişinin Dude’un evini daha da berbat hale getirmesi vs sürekli göndermesi yapılabilecek kadar akılda kalıcı bir detay. Finaldeki kül dağıtma kısmında ne olacağını tahmin etmeme rağmen yine de güldürdü.

Filme puanım 7.5/10. Baştan sona eğlenceli bir filmdi.

Ekümenopolis: Ucu olmayan sehir

Orijinal Adı: Ekümenopolis: Ucu olmayan şehir (2011)

Yönetmen: İmre Azem

Türü: Belgesel

İzlenme Tarihi: 20 Mart 2019

2015’te bölümdeki ilk dönemimdeydim ve giriş dersimizin ikinci ya da üçüncü dersinde bu belgeseli izletmişti eğitmen. Tabii ben o sırada başka kampüste kulüp şenliği ile meşgul olduğum için geç girmiştim derse, haliyle son çeyreğini ya da üçte biri gibi bir kısmı izleme şansım olmuştu. O vakitten sonra unuttum gitti. Geçenlerde sosyal medyalardan birinde yine denk geldim ve bu sefer bir baştan sona izleyeyim dedim.

İstanbul’un durumunu en iyi anlatan belgesel. Bu yapımı daha iyi özetleyecek bir cümle gelmiyor aklıma. Menderes-Özal-Erdoğan yaptırımları, ulaşım projeleri ve kontrolsüz yapılaşmanın sonrasında “kentsel dönüşüm” ile tedavi edilmeye çalışılması ancak düzeltmeden çok daha beter etmek ile sonuçlanan bu sürecin güzel bir aktarımını izleyicilere sunuyor belgesel.

Şöyle videonun kendisini de bırakayım belki ilerde daha hızlı bulmak isterim diye kendime yardımcı olayım.

Belgesel olduğu için puanlama ihtiyacı duymuyorum. Bundan sonra izleyeceğim belgesellere de puan vermek yerine “Olmuş” ya da “Olmamış” ibaresi kullanırım. Ve bu belgesel tam anlamıyla Olmuş. Sosyal devlet ve sosyal yaşam alanlarının önem ve ciddiyetini hiç bilmeyen insanlar için çok iyi özetleyen bir çalışma.

Devil May Cry 3: Dante’s Awakening

İlk piyasaya sürülme tarihi: 17 Şubat 2005

Geliştirici: Capcom Production Studio 1

Tür: Hack and Slash, Shoot ‘Em Up, Action

Platform: PC

Oynama Tarihi: 15 Ekim 2018 – 15 Mart 2019

Devil May Cry 3: Dante’s Awakening tam 11 saat 36 dakika 59 saniye sonunda Gold modda Trickster style ile bitirildi.

Devil May Cry 3 yıllardır farklı farklı PClerde ve PS2lerde başlayıp bir türlü bitiremediğim bir şekilde bir yerinde sıkılıp bıraktığım oyundu. Hikayesini de bildiğim için bir türlü sıfırdan başlama isteği bulamıyordum. DMC4e bayılan bir insan olarak DMC3ü bitirmemiş olmak hep içimde bir ayıp olarak yankılanır dururdu.

DMC5’in E3 2018’de duyurulması ile heyecan ve sevinçten çıldırıp tüm serinin hayranı arkadaşlarıma yazıp saatlerce muhabbet edip iliklerime dek hype yüklenmiştim. Tabii o gazla Dmc3ü bir daha kurdum ama yine öylece kaldı.

DMC5’in çıkışı yaklaştıkça içimdeki oynama aşkı tekrar yükseldi ve tekrar sıfırdan başladım seriye. Okul, ödev, gel-git derken yine aksadı oyunum ama nihayetinde bitirebildim.

Hikayeyi bildiğim için olayların gelişimi sırasında pek şaşırmadım. Arkham’ın Jester olduğu ve Lady’nin gerçek adının Mary olduğu gibi detayları unutmuştum ki görünce ani bir hatırlama hissi yaşadım. Yine de atmosferin ve hikayenin de karanlıklığı ve bunu tüm o lakaytlığı ve şımarıklığı ile bozan Dante’ye tekrar hayran oldum.

Oyunun benim için hiçbir sürprizi yok. Dediğim gibi yıllardır üzerine okuyup, çizip, konuşup, tartıştığım bir kurgu ve oyun serisi olduğu için DMC önceden bilmediğim pek bir şey sunmadı bana. Bu oyunun değerini düşürmüyor tabii. Sadece benim ekstra açıklamalarımdan birkaçı, hepsi bu.

Karakter tasarımları oldukça başarılı, OSTler son derece gaza getirici. Karakterlerin azlığı ve direkt konuya odaklanıyor oluşu da ayrı bir güzellik doğrusu. Güzelliği sadeliğinde.

Gameplay olarak da bildiğim ve sevdiğim DMC stilini sonuna kadar yeniden deneyimledim. Rebellion ve Agni & Rudra ana kılıçlarına Ebony & Ivory ve Shotgun ile eşlik ettirdim oyun boyu. Bazı bossları A&Rnin ikili saldırıları iyi hasar indiriyor, kimi ağır düşmana shotgun ile gerisingeri uçurtabilmek eşsiz bir keyifti. Trickster’ın kaçış manevraları oyundaki keyfimi artıran özelliklerden biriydi. Başta Swordmaster ile oynuyordum da -Air Hike olmadığından- hoplama zıplama kısıtlıydı. İyi ki de değişmişim ve Trickster kasmışım, oyunun hızlı temposunu sonuna kadar yaşamamı sağladı. Oynayamadığım diğer ana silah, menzilliler ve Quicksilver-Doppelganger stylelarını bir sonraki gameplaylere bırakıyorum. Bir ara da Vergil ile bitirmeyi planlıyorum ama ne zaman orasını bilemem artık.

Oyuna puanım 9/10. Çocukluğumun bitmeyen oyunuydu ve Dante de en karizma kurgusal karakterlerdendi. Ha güzel ve oynanabilir durumda. Oyun yıllandıkça daha bir güzel olmuş. Muhtemelen bir 5 yıl sonra da trilogy remastered versiyonlarını alır oynarım.

Odysseia

Orijinal İsim: Ὀδύσσεια (Odyssey) (MÖ 9.yy)

Yazar: Homeros

Okuma Tarihi: (26 Ocak 2019 – 15 Mart 2019 )

Homeros’un İlyada’sını 2019’un ilk günü 1 Ocak’ta bitirme şerefine nail olmuştum. Odysseia’yı da bir sonraki ay satın alıp okumaya başlamıştım fakat okulun temposu, bitirme projesi vs derken kitap biraz sarktı ve aşağı yukarı başladığımdan 1.5 ay sonra bitirebildim.

Hikaye 10 sene süren Truva Savaşı’ndan sonra yurdu İthake’ye dönüş yoluna geçen Odysseus’un başından geçenleri anlatıyor. Homeros’un derlediği hikayenin kurgusunun yüzyıllar boyu tartışıldığını Azra Erhat’ın önsözünde öğreninde çok şaşırmıştım. Olay örgüsü düz bir şekilde ilerlese de 2000 sene önceki insanların alışık olabileceği bir anlatım tarzından çok sinema seyircisi modern bir okurun rahatça anlayabileceği bir şekilde kurulmuş. Hikayedeki flashback ve anlatım-içi anlatımlar düşündüğüm zaman eski insanların hayal etmekte zorlanabileceği bir şehir olduğuna inandırdı beni.

Kitapta Telemakhos ile başlayan ilk 4 bölüm biraz sıkıcıydı. Babasını aramaya karar vermesi ve hazırlık aşamaları derken hafif baymıştı ve birkaç gün okumamıştım. Odysseus’un hikayesi başlayıp 12. bölüme kadar onun yolculuğunu işlemesi son derece heyecanlı bir kısımdı. Son 12 bölümdeki İthake’de kılık değiştirip dolaşması, taliplere kurulan düzen kısımlar yine hafif bir baygınlık verdi ama son 3 bölümün yüksek temposu finalden memnun ayrılmamı sağladı.

Kitapla ilgili canımı sıkan şeylerden biri hikayenin en ikonik kısımlarından olan Sirenler Geçidi’nde Odysseus’un gemi direğine bağlanması kısmı neredeyse sadece 5 dize ile anlatılıp geçilen bir kısım. Ben orasını hikayeyi okumadan önce de biliyordum ve bayağı üzerine yazılıp çizilen bir bölüm olduğundan dolayı uzun bir olay sanıyordum. Kısa sürmesi hayal kırıklığına uğrattı.

Ody’nin yolculuğunun popüler kültürdeki birçok yansımasını da öğrenmiş olmak mutluluk veren olaylardan biri oldu. Age of Mythology adlı oyunun birçok bölümü Odysseia göndermeleri barındırıyordu. Hades’e iniş, Kirke’nin hayvan dönüşümü, Kikloplar vs beni okurken en çok eğlendiren kısımlar oldu.

Kitaba puanım 7.5/10. İlyada ile aşağı yukarı aynı değerde görüyorum ve hangisinin daha iyi olduğuna tam karar veremesem de sanırım en azından şu an için Odysseia daha başarılı bir kurguya sahip diyebilirim.

Her Şey Çok Güzel Olacak

Orijinal Adı: Her Şey Çok Güzel Olacak (1998)

Yönetmen: Ömer Vargı

Türü: Komedi-Drama

İzlenme Tarihi: 14 Mart 2019

Bir başka başarılı olup benim izlemediğim yerli film daha. HŞÇGO yıllardır içimde ukte kaldı bir türlü izleme fırsatı bulamadım, unuttum gitti. Ne olduysa birden aklıma geldi de bugün açtım izledim. İyi ki de izlemişim.

Çok muazzam bir kurgusu yok lakin senaryonun akıcılığı ve resmedilen kardeş karakterlerin gerçekçiliği izleyiciyi direkt kendine çekiyor. Hırsızlık, dolandırıcılık vs derken başlarını tuhaf bir suç çetesinin eline düşüren ikilinin yolculuğu keyifle izletti kendini. Yolculuk öykülerini oldum olası sevmişimdir. Bu film de farklı olmadı. Bazı diyaloglar fazla doğallık içinde gerçekleştiği için sahnede ister istemez sıkıcı bir durum yaratsa da genele böyle bir hal tesir etmemişti.

Puanım 7/10. Yıllar sonra da tekrar izlenecek tatta bir film, izlerim de muhtemelen.

Kaybedenler Kulübü

Orijinal Adı: Kaybedenler Kulübü (2011)

Yönetmen: Tolga Örnek

Türü: Komedi-Drama

İzlenme Tarihi: 14 Mart 2019

Kaybedenler Kulübü çıktığı vakit lisedeydim. Sosyal medyaların da deli gibi yaygın olduğu bu dönemde kafamızı çevirdiğimiz yerde filmin alıntılarını görüyordum. Açıkçası bazen çok göz önünde duran ya da sıkça bahsedilen eserler bende olumsuz ön yargı oluşturuyor. Genelin beğendiği filmlerin gereksiz bir üne sahip olması beni hep iten bir unsur olmuştur. KK da bu ön yargımın kurbanı olup yıllar boyu izlemeyi reddettiğim bir filmdi. Nihayetinde izleyebildim ve pek sıkıldığımı da söyleyemem.

İnsanların dertleştiği bir ağ kuran Kaan ve Mete karakterleri radyo yayınına gelen telefonlarla sohbetlerini şekillendiriyor ve başta az olan dinleyicilerine keyif veriyorlardı. Zamanla popülerleşmeleri, dinleyicilerinin hayatlarına dokunmaları, bazısına bir amaç vermeleri -bölge amirliği gibi- vs hoşuma giden kısımlardı.

Film yaklaşık 1.5 saatlik bir filmdi ve tam yarısında verdiğim birkaç saatlik ara dışında pek sıkılmadan izledim. Akıcı bir çekimi vardı. İzleyiciyi bunaltıcı diyalogları veya kareleri yoktu. Filmi izlemeden bile klişeleşen replikleri biliyordum ve izleti sırasında denk geldiklerinde hafif bir cringe yaşamadım desem yalan olur.

Puanım 7/10. Biraz sokak felsefesi ayarında ve zorlama aforizmalar üzerine yatıyordu söylenceler lakin yine de keyif veriyordu.

Brian’ın Hayatı

Orijinal Adı: Life of Brian (1979)

Yönetmen: Terry Jones

Türü: Komedi

İzlenme Tarihi: 3 Mart 2019

Birçok sahnesini izleyip bir türlü baştan sona görmeye fırsat bulamadığım bir diğer MP filmiydi. Ctesyi Pazar’a bağlayan bu gece Mucchanlarla izleyip bitirmiş olduk.

İsa ile aynı gün doğan Brian’ın hayatını mesihin başından geçen olayların benzerini yaşatarak bizlere sunuyor Monty Python ekibi.

Biggus Dickus, Romani ite domum, çarmıh taşıması, insanların sözlerini dinlemeye çalıştığı kısımlar ve intihar timinin yardıma geliş sahnelerine bayılıyorum.

Espri kaliteleri yine en sevdiğim düzeyde yapılmış ve yapımın genel gidişatı gerçek bir film akışında. Holy Grail daha skeç-vari bir yapıya sahipti ve bu çok hissediliyordu.

Film boyunca yapılan Eski Ahit ve İsa’nın yaşamı göndermeleri muazzamdı. Bazı kaçırdığım espriler olmuştur muhtemelen ama onlar da bir sonraki izlememe kalsın artık.

Filme puanım 8/10. Harika bir filmdi. Keyif alarak izledim.

Tenenbaum Ailesi

Orijinal Adı: The Royal Tenenbaums (2001)

Yönetmen: Wes Anderson

Türü: Drama-Komedi

İzlenme Tarihi: 2 Mart 2019

Filmi bir arkadaşımın önerisi üzerine izledim, üstüne biraz araştırınca WesAnd’in en iyi filmleri listesinde hep zirvede yer aldığını görünce olumlu bir ön yargım oluştu filme dair.

Herhalde ben çok beklentiye girdiğim için film beni bir türlü tatmin edemedi. Boşanmış bir anne ile babanın çocuklarını bir araya topladığı bir hikaye. Baba biraz daha ilgi görebilmek ve evlilik planı yapan eski karısının sevgisini kazanabilmek için rol yapıyor. Çocukların her birinin yaşamlarında farklı gelişmeler olması ve bambaşka düşünce ile hayat stiline sahip olmaları benim genelde sevdiğim bir olgudur.

Zaman, insanı değiştirir felsefesini hep doğru bulmuşumdur. Akıp giden yaşantıların içinde insan bir o dalgadan tokat yer bir öteki dalgadan. Her bir hırpalanma bambaşka izler ve değişimler bırakır. Fiziksel ve ruhsal değişimlerin en büyük etkeninin bu olduğunu düşünürüm.

Ama film bir şekilde beni etkilemeyi başaramadı. Çok sıkıldım izlerken. Bayağı sıkıldım. Mizahın dozu düşüktü. Karakterler de çok atar-giderli ve içine kapanık takılıyordu bu da bir izleyici olarak modumu düşürdü.

Filme puanım 6.5/10. Beklentiye girmesem daha fazla keyif alabileceğim bir yapımdı sanırım ama yapacak bir şey yok.

Örümcek-Adam: Örümcek Evreninde

Orijinal Adı: Spider-Man: Into the Spider-Verse (2018)

Türü: Aksiyon-Macera

Stüdyo: Sony Pictures Animation

İzlenme Tarihi: 1 Mart 2019

Film 2018’in sonunda çıktığında bayağı bir olay olmuştu. İnsanlar fena hypelı bir şekilde filme gidip gayet de mutlu ayrılmışlardı. Ancak ben yine sinemaya gitmemeyi tercih ettiğim için es geçmiştim ama aklımın bir köşesinde de izlemeyi hep planlıyordum. İki gün önce Animasyon Oscar’ı aldığı için de artık izlemenin vakti geldi dedim ve başladım.

Yarı zenci yarı Meksikalı Spider-man olan Miles Morales’in hikayesine diğer Spider-manleri dahil ederek 6 farklı origin storyli karakterleri bir filmde toparlamışlardı.

Filmin güçlü tarafı kurgusu veya bu karakterlerin nasıl bir araya geldiği değil. Güçlü taraf kesinlikle animasyonlar. Boyutsal bozulmalar, RGB katman kırılmaları, çizgi roman tarzı efektler, gölgelendirme vs. her şey o kadar güzel olmuş ki izleyicinin göz zevkine hitap edecek her şeyi barındırıyor.

Farklı Spidermanlerin farklı çizim stillerini de birbirlerine çok güzel uyarlamışlar. Dramı da komedisi de hiç eksik olmayan harika bir film olmuş.

Puanım 7.5/10. Arşivime alıyorum filmi muhtemelen 1-2 yıl sonra tekrar izlerim.