Captain Tsubasa

Seri Çıkış Tarihi: 13 Ekim 1983 – 27 Mart 1986

Türü: Spor – Drama – Shounen

Bölüm Sayısı: 128

İzlenme Tarihi: 30 Kasım 2017 – 17 Ekim 2025

Çocukluktan başlayan ve dönem dönem yarım kalan bir çizgi film serisiydi benim için Tsubasa. Hyuga Kojiro, Tsubasa Ozora ve Genzo Wakabayashi dışında bir karakteri tanıyamazdım. O zamanlar Japonca isimlerin telaffuzu bana çok zor geliyordu.

Bu yarım kalan serüveni tamamlamak için 2017 senesinde seriye tekrardan başladım. Ancak o dönem benim animelerden uzak kaldığım, okulla içli dışlı olduğum bir dönem olduğu için pek ilerleyemedim.

YouTube üzerinden Türkçe dublajlı olarak izlediğim için zaman zaman yan ekranda açıp hikayeyi ilerlettiğim oldu. Fakat maçtan maça olan aralıklarda izlemeyi epey boşladım. Haliyle seriyi tamamlamam 8 sene sürdü.

Bugün ise karşınıza Captain Tsubasa ilk sezonunu bitirmiş bir insan olarak çıkıyorum. Ken Wakashimazu’nun all time hayranıyım. Misaki Taro ile yarım kalan öykümüz ileri sezonlarda tekrar kesişerek devam edecektir diye umuyorum.

Kalp rahatsızlığına rağmen canını dişine takarak sonuna kadar mücadele eden, sahaya ruhunu koyan Jun Misugi de kalbimde çok özel bir yere sahip artık.

Hokkaido kırsalındaki Furano ortaokuldan gelen koca yürekli Hikaru Matsuyama da hem delikanlı karakteri hem de hüzünlü aşk öyküsü ile aklıma kazındı. Tsubasa sakatlanmasın diye düşerken ona destek olması çok etkileyiciydi. Yarı final maçında hoşlandığı kızın ülkeden annesiyle ayrılmadan önce son kez onu tribünden izlemek istemesi… Matsuyama’nın onunla vedalaşabilmek uğruna maç sonu yorgun argın bir şekilde havalimanına yetişmeye çabalaması ve son kez sarılışları içimi parçaladı. Güzel bir karakterdi.

En sevdiğim karakter olan Wakashimazu’ya da biraz methiye dizmek istiyorum. Sakat haliyle bir kez bir pes etmeyi düşünmeden her topa uçması. Hatta bunun sonucunda omzunu yaralaması. Akrobatik kurtarışması ve her şeyden önemlisi Kojiro’nun yokluğunda takımı finale kadar çıkarırken mükemmel bir liderlik sergilemesi ile yıldız bir oyuncudur. Seride açık ara en sevdiğim karakter. Misaki de ikinci en sevdiğim.

Seriye puanım 7.5/10. MyAnimeList’te 150 günü devirmemi sağlamakla birlikte blogta bu sene yazdığım 100. eser olma şerefini de göğüslemiş oldu.

Küçük Cadı Kiki

Orijinal Adı: 魔女の宅急便 (Majo no Takkyuubin) (Kiki’s Delivery Service) (1989)

Türü: Macera – Komedi – Drama – Fantastik

Stüdyo: Studio Ghibli

İzlenme Tarihi: 12 Ekim 2025

Seyahat öncesinde Ghibli filmlerindeki eksiğimi kapamayı düşünüyordum. Ancak Ponyo, Porco Rosso, Whisper of the Heart ve Pom Poko gibi kült eserleri henüz izlememiş olmayı bir şekilde sineye çekmem gerekecek.

Bunlar bir kenara bugün Kiki’yi izleme fırsatı yaratıp bu güzel macerayı sevdiğim hanımefendi ile paylaşmış olmaktan büyük bir kıvanç duydum. Çocukken TV’de birkaç defa denk gelmiş olsam da zamanında “kız çizgi filmi” diye düşündüğüm için fazla vakit ayırıp da seyretmemiştim.

Her şeyin bir yeri ve zamanı olduğu gibi Kiki’nin de uygun dönemi varmış. Bu yüzden bugüne değin izlediğim anime filmleri için de henüz izleyemediklerim için de ne üzülüyor ne de seviniyorum. İyi ki bu şekilde olmuş her şey. Akışta ve yerinde. En güzeli.

Kiki’nin macerası bir coming-of-age öyküsü olarak değerlendirilemez olsa da birtakım elementleri içinde barındırıyor. Bundan dolayı bana sunduğu öyküyü ben keyifle aldım. Hikayede tek üzüldüğüm şey Jiji’nin artık konuşmuyor olması oldu. Fakat kendisi için güzel bir yuva kurup mini mini yavrular dünyaya getirmesi tebessüm ettirdi.

Esere puanım 7.5/10. A Town with an Ocean View isimli film müziğine bayıldım. Eşsiz ve büyüleyici. Filmi izleyen herkesi kendine aşık edeceğine inanıyorum.

Microhabitat

Orijinal Adı: Sogongnyeo (Microhabitat) (2017)

Yönetmen: Jeon Go-Woon

Türü: Drama – Romantik

İzlenme Tarihi: 11 Ekim 2025

Kore filmlerinin farklı bir ruhu var gibi hissediyorum. Işığın parlaklığı, mekanların sadeliği, lüks mekanların estetize edilişi bir paket halinde iyi sunuluyor. Biraz iddialı olabilirim ama herhangi bir film karesi gösterdiğinizde ben o karenin bir Kore filmine ait olup olmadığını söyleyebileceğime inanıyorum.

Microhabitat’ı kız arkadaşımın önerisi üzerine izlemeye başladık. Daha filmi açmadan evvel ben bu filmi seveceğimi düşündüğümü dile getirdim. Zaten izlemeye başlamamız ve bitirmemiz bir oldu. Sürükleyici ve izleyiciyi ekrana kitleyen bir yapısı vardı.

Miso isimli ana karakterimiz üniversite yıllarında altı kişiden oluşan bir müzik grubunun üyesi imiş. Ancak mezuniyetin ardından herkes farklı bir yola girmiş ve haliyle bu ekip bir daha görüşememiş. Yeni yılın gelişiyle birlikte Seul’de ikamet ettiği evinin kirası artan Miso, çareyi evi boşaltmakta bulur. Tüm eşyalarını bir valize sığdırıp kalacak yeni bir yer arayışında iken kendisine yardım etmeleri umuduyla eski grup arkadaşlarını birer birer ziyaret eder.

Öğle arası kendine serum bağlayacak kadar işkolik hale gelen mi dersiniz, yoksa aile evinde yaşamaktan kafası uçmuş orta yaşlı bir adam mı dersiniz. Arkadaşlarının her biri ayrı bir dünyada yaşar olmuşlar. Bu farklı dünya algıları ve yaşamın farklı noktalarında duran insanların olaylara yaklaşım şeklini görmek güzeldi.

Miso’nun birçok olaya aşırı soğuk kanlı tepki vermesi ve karakterlerin trajikomik yanlarını çok beğendim.

Esere puanım 7.5/10.

Street Fighter II: The Animated Movie

Orijinal Adı: ストリートファイターII MOVIE (Street Fighter II Movie) (1994)

Türü: Aksiyon – Dövüş

Stüdyo: Group TAC

İzlenme Tarihi: 10 Ekim 2025

En sevdiğim dövüş oyununun en meşhur anime filmini izlememiş olmak utanç vericiydi. Bu sebeple okumak, oynamak için hedeflediğim ne varsa bitirdikten sonra bu animasyon filminin varlığını anımsadım.

İyi ki de anımsamışım. Farklı zaman aralıklarıyla önüme düşen ünlü Chun-Li vs. Vega dövüşünü de sonunda birinci elden izlemiş oldum. Dövüş koreografileri aşırı iyi yapılmış. Bugünün teknolojilerinde bile bu kadar akıcı ve net anlaşılır sahneler çıkarılmazken 90’larda böyle eserlerin verilmiş olduğunu görmek beni her defasında tekrar hayrete düşürüyor.

Finaldeki Ryu ve kamyon süren M.Bison sahnesini meme haline gelmiş olması nedeniyle biliyordum. Fakat bir bağlamı vardır diye bekliyordum. Yoktur ama komik bir kapanış olmuş. Garip bir tercih.

M.Bison ve Vega’nın aldığı süre fena değildi. Sagat’ın da en az onlar kadar önde olmasını isterdim. Ancak yeterliydi.

T.Hawk, Fei Long ve Dee Jay gibi karakterlerin SF2’de oyuna eklendiğini bilmiyordum. Kendileriyle SF4’te tanıştığım için bu filmin içinde sahne almalarını garip karşıladım. Ayrıca Ryu’nun dünyayı gezip dövüş ustalarıyla kapışması ve güç arayışını izlemek keyifliydi.

Esere puanım 7.5/10. Diğer Street Fighter filmlerini de izlemek istiyorum. Umarım diğerleri de bugün kalitesinde işlerdir.

Bakışınızı Değiştirecek 10 Deney: İnsan

Orijinal İsim: Bakışınızı Değiştirecek 10 Deney: İnsan (2024)

Yazar: Selçuk Şirin

Okuma Tarihi: 29 Eylül 2025 – 10 Ekim 2025

Böyle kitaplar okumak adetim değildir. Bilimsel araştırma ve popüler kuramları internette metin, ses ve video olacak şekilde tecrübe ederek öğrenmeyi daha kolay ve faydalı buluyorum.

Kitap formatında derlenen bu tarz içerikler bana fazlasıyla kopyala-yapıştır hissi veriyor. Farklı dilde bir kaynaktan veya basit bir İnternet makalesinden dahi öğrenilebilecek mevzuların kitaplaştırılıp satılması bana bayağı geliyor.

Yazar da bunun farkında olacak ki kitabın önsözünde bilimi ülkede popülerleştirmek adına bu çalışmayı yürüttüğünü açıklıyor. Çabasını takdir ediyorum. Umarım amaçladığı şekilde mücadelesine devam eder ve ülkeyi mantıklı bir zemine sahip kılma konusunda başarılı olur.

Benim bu kitaplaştırılmış araştırma derlemesi özelindeki kişisel tecrübem ise ortalama düzeyde oldu. Çoğu deneyi halihazırda biliyordum. Bazılarında detaya vakıf olmuş oldum. Bu da bir getiridir.

Bir itirafta bulunayım. Bu kitabı, dahil olduğum okuma kulübü ayın kitabı olarak seçmemiş olsa satın alıp okumazdım.

Fire Emblem: Radiant Dawn

İlk piyasaya sürülme tarihi: 5 Kasım 2007

Geliştirici: Intelligent Systems

Tür: Tactical RPG

Platform: Nintendo Wii

Oynama Tarihi: 19 Şubat 2023 – 7 Ekim 2025

Fire Emblem Radiant Dawn tam 57 saat 26 dakika 1 saniyelik bir oynanış sonunda 20 lvl Vanguard classlı Ike ile final verdi.

Path of Radiance‘ı bitirdiğim zaman hikaye açısından Fire Emblem oyun serisinin en iyisi olduğunu belirtmiştim. Oynanış açısından ise New Mystery of the Emblem‘i beğendiğimi belirtmiştim. Ancak an itibariyle gönül rahatlığıyla söylebilirim ki şu ana değin oynadığım Fire Emblem oyunları içinde en zorlandığım ve aynı zamanda en çok sevdiğim oyun Radiant Dawn oldu.

Peki Radiant Dawn’ı farklı kılan şey neydi? Fire Emblem adıyla çıkmış ilk 12 main title içinden 7 tanesini bitirmiş biri olarak bu sorunun cevabını sadece grafikler, hikaye, karakterler şeklinde anlatamayacağım. Radiant Dawn daha prologue bölümünde iken bile beni hikayesiyle kendine çekti.

Micaiah isimli gümüş saçlı bir kahin kız ve bir önceki yapımdan tanıdığımız Sothe, Dawn Brigade adını verdikleri bir oluşum ile Begnion İşgal Ordusu’na karşı gerilla taktiği ile mücadele ettiklerini görüyoruz. Ekibe katılan karakterlerin sayısının artması ile birlikte grup adını Daein Özgürlük Ordusu olarak değiştiriyor.

Oyunun aldığı bir kararı taktir etmek için hikayeyi anlatmaya ara veriyorum. Kısaca toparlamam gerekirse, bu bir devam oyunu. Haliyle bizim oyuncu olarak, Radiant Dawn öncesinde bu oyunda göreceğimiz karakterlerin birçoğuyla evvelinde karşılaşmış durumdayız. Hangi karakteri sevdiğimi, hangisini tercih etmediğimi bile hemen hemen hatırlıyordum.

Oyun tasarımı ile uğraşan ekibin tüm oyunu üç ana “ordu” üzerine inşa edelim demiş olmaları çok hoşuma gitti. Böylece savaş alanında seçtiğimiz küçük bir azınlık ile oynayıp hep onları seviye atlatmaktansa, hikayenin farklı taraflarını farklı ana karakterlerin gözünden görerek, önceden tanıdığımız ancak dağınık halde kümelenen birimlerin de hepsine oynanış süresi vermiş oluyoruz.

Hikayede sırasıyla önce Micaiah önderliğindeki Dawn Brigade, ardından Elincia liderliğindeki Crimean Royal Knights ve son olarak da Ike önderliğindeki Greil Mercenaries ile oynama şerefine nail oluyoruz. Ike’ın hikayeye en kritik noktada dahil olması bana Marineford’a gelip savaşı durduran Shanks’ı anımsattı.

Part 2’nin finalindeki idam sahnesi oyunun beğendiğim kısmıydı diyebilirim. Elbette Zelgius’un daha sık gözüktüğü Part 3’ün ortalarında Ranulf ile yaptıkları birebir dövüş de çok hoşuma gitmişti.

Radiant Dawn’ın daha karanlık bir tonu vardı. Daha önce oynadığım diğer 6 Fire Emblem oyunu ile kıyaslarsam en hard tema sanırım bu oyunda idi. Dünyadaki her canlının taşa dönüştürülmüş olması işin ciddiyetini bir tık yukarı taşıyor.

Path of Radiance’ta var olup ağzımıza bir parça çalınan birtakım temaların bu oyunda daha derin işlenmiş olması da ayrı bir mutluluk kaynağı oldu.

Farklı canlı ırkları, dünyadaki canlılığın yaratılışı, bin senelik sınav ve yok ediliş kehaneti, eski dostların ülkelerinin iyiliği uğruna zoraki düşman hale gelişi, istemeyerek verilen bir savaş, boşa yitirilen canlar ve beyhude fedakarlıklar…

Oyun mekanik olarak Path of Radiance’ın üzerine pek bir şey koymamış. Her birim silah veya item olacak şekilde toplam 7 ekipman taşıma hakkına sahip olmuş. Bölümler ve düşmanlar oldukça zorlayıcıydı. Bu sebeple üç karakterimi yitirmiş oldum. Bunlar Part 3-13’te ölen Meg ile Part 4-F5’te kaybettiğim Gareth ve Skrimir idi.

Açıkçası endgame karakter öykülerinde biraz daha çeşitlilik beklerdim. Örneğin Gareth’in ölümü hakkında birkaç bir şey konuşabilirdi Kurthnaga. Veya Caineghis, yitirdiği oğlu Skrimir hakkında Ike ile biraz laflayabilirdi. Ama bu kısımları es geçmişler.

Part 4’ün zorlayıcılık gerçekten başıma ağrılar soktu. Özellikle de son 5 bölüm felaket sürükleyiciydi. Öğrendiğimiz plottwistler de fena değildi. Son karşılaşmaların duygusal yoğunluğu arka plan müzikleri ile güzel desteklenmişti. Çoğu kez Ike ile birlikte kılıcımı savurup düşmana tehditler savurmayı diledim.

Esere puanım 9/10. Bir süre Fire Emblem detoksu yapacağım. Sonraki devam oyunum muhtemelen 3DS’te sahip olduğum Awakening olacak.

Haçiko: Bir Köpeğin Hikayesi

hachiko

Orijinal Adı: ハチ公物語 (Hachikō monogatari) (1998)

Yönetmen: Seijirou Kouyama

Türü: Biyografik – Drama – Aile

İzlenme Tarihi: 5 Ekim 2025

Hachiko’nun orijinal hikayesini izlemeyi uzun zamandır planlıyordum. Ancak bir türlü fırsatını yaratıp da bu kült drama filmini izleyemedim.

Ufukta beliren Japonya gezimizin öncesinde Shibuya meydanında yer alan Hachiko heykeliyle daha samimi bağ kurabilmek için seyahat öncesi filmi deneyimleme kararı verdik. Böylece izlemeye koyulduk.

Hachiko’nun adının birbirinden ayrı yönlere bakan ön patilerinin şeklinden (ハ – hachi Japonca sekiz demek) geldiğini öğrenmek hoş oldu. Her gün yeni bir bilgi.

Koca şehirde bir tanecik insan evladı bu çocuğa sahip çıkamadı ya. Tüm film boyunca buna kahroldum. Kimse al evine sok, yatağında yatır demiyor. Hiçbirinizden Ueno abinin gösterdiği ilgiyi beklemedim fakat en azından biraz sevgi görebilirdi bu çocukcağız.

Hachi’nin sokaklarda dolanırken şapşal bir sırıtış takınması beni mahvetti. Köpeğe de oyunculuk payesi vermek gerek. Tatlı ve sevecen olma rolünü oldukça başarılı bir şekilde yerine getirmiş. İnsanın kucağına alıp mıncırası geliyor.

Elbette hüzünlü finalden haberdardım. Yönetmen pek ajitasyona yer vermemiş ve kapanışı nispeten hareketli ezgisi olan bir şarkı ile yapmış olsa da ben birkaç dakika gözlerim dolu gezdim. Üzüldüm.

Esere puanım 7/10.

Vişne Bahçesi #Metin

Orijinal Adı: Вишнёвый сад (Vishnyovyi sad) (The Cherry Orchard) (1904)

Yazar: Anton Çehov

Çevirmen: Ataol Behramoğlu

Okuma Tarihi: 25 Eylül 2025 – 29 Eylül 2025

Bundan iki sene evvel soğuk bir sonbahar akşamı, iş çıkışının sırtına ve zihnime yüklediği yorgunluğa rağmen, Anadolu Yakası’ndaki mesaimi bırakıp hiç üşenmeden, yenilenen AKM’ye kadar üç aktarma yaparak gelmiş ve Vişne Bahçesi’nin tiyatro oyununu seyretmiştim.

Yazıya bu şekilde başladığım için tiyatro oyununu sevmediğimi anlamışsınızdır diye düşünüyorum. Tam olarak bu oyundan sonra Çehov ile arama mesafe koydum. Okumayı planladığım eserleri dahi listemde ilerilere öteledim.

Ancak geçen hafta iş yerinde yürüttüğümüz kitap kulübü tarafından bir sonraki okunacak kitabımız Vişne Bahçesi seçilince el mahkum bu metni aldım. Fakat işler beklediğim gibi gitmedi. Bu sefer eseri beğendim.

Değişen bir çağda, eski dönemin parazitleri olan derebeylerinin aile fertlerinin yaşadığı çaresizliği görmek düşündürücüydü. Hiçbir zaman kendi emekleri ile para kazanmamış, hiçbir meziyete sahip ve hiçbir zanaata yatkınlığı olmayan bu ailenin, ellerinde kalan tek aile yadigarı olan malikane ve onun vişne bahçesini nasıl gördüklerini eserin metninde daha iyi anlayabildim.

Onu eski dönemin bir hatırlatıcısı ve çocukluklarına dair bir hatıra olarak gören fertlerin yanında bunu bir para kaynağı, istemeseler de satıp borçlarını kapamalarını sağlayacak herhangi bir mal gibi düşünenler de vardı. Bu ikilemi ve duygusal git-gelleri deneyimlemek hoşuma gitti.

Esere puanım 6.5/10.

Ateşten Kalbe, Akıldan Dumana

Orijinal Adı: Lock, Stock and Two Smoking Barrels (1998)

Yönetmen: Guy Ritchie

Türü: Suç – Komedi

İzlenme Tarihi: 28 Eylül 2025

Guy Ritchie’yi Snatch filmi sayesinde tanımış ve çok sevmiştim. Ancak daha sonra diğer hiçbir filmine bakma fırsatı yaratmadım. Türkçe çevirisi alakasız olduğu için İngilizce orijinal başlığı ile bahsettiğim bu yapımı bulduğum ilk fırsatta izleyeyim dedim.

Kız arkadaşımla izleyecek film düşünürken aksiyon türünde bir şeyler izlemek istediğimize karar verdik. The Gentlemen’ın dizisini izleyip beğendiği için bir diğer Guy Ritchie yapımı olan Lock-Stock’u önermeyi uygun gördüm. O da beğenince oturup izlemeye başladık.

Ancak izlediğimiz saatin geç olmasından kaynaklı olacak, günün tüm yorgunluğunu üzerimizde hissetmemiz nedeniyle filmin ikinci yarısını pazar gününe bıraktık. İkiye bölerek izlemiş olsak da son yarıdan aşırı keyif alarak seyrimizi güzel bir şekilde noktalamış olduk.

Ritchie’nin yarattığı karakterleri çok seviyorum. Keşke milenyum başında yürüttüğü öykü anlatım yöntemi ve suç komedisi stilini terk etmemiş olsaydı. Bu tarzda daha fazla yapım tecrübe etmeyi isterdim.

Esere puanım 8/10.

Uzaklıklar, Eski Denizler (Kolektif)

Orijinal İsim: Kolektif

Yazar: Fernando Pessoa

Okuma Tarihi: 18 Eylül 2025 – 23 Eylül 2025

Fernando Pessoa hakkında hiç bilgi sahibi değildim. Bu kitabın önsözünü ve bu derleme için seçilmiş şiirlerini okuduktan sonra birtakım düşünceler zihnimde yer etmeye başladı.

Pessoa benim lisede iken yapmaya çabaladığım şeyleri gerçekleştirebilmiş birisi. Ben de aynı şekilde sahte kimlikler oluşturarak farklı öyküler yazıp aylık bir öykü dergisi oluşturma planı kurmuştum. Ancak hiçbir zaman o derece kendimi adama imkanı bulamadım.

Alvaro de Campos, Ricardo Reis ve Alberto Caeiro olmak üzere üç ayrı şair kimliği ve kalem adına sahipmiş Pessoa. Her biri için ayrı yaşam öyküleri bile kurgulamış. Farklı karakterler ve stillerde eser veren bu üç kurgusal adamın arasından Fernando Pessoa’nın gerçek kimliğine ulaşmak oldukça zor.

Alberto Caeiro ve Ricardo Reis adıyla yazdığı şiirleri çok beğendim. Alberto pastoral şiirler kaleme almış, doğa aşık bir şahıs. Ricardo ise lirik bir şair ve eserlerinde o yürek sızlatan tınıyı hissedebiliyorsunuz.

Alvaro de Campos, Denize Övgü şiirinin başında heyecanlı, hırçın bir kalemi olması nedeniyle bana Rimbaud havası vermiş olsa da, şiirin ortalarına doğru vahşet ve kabalık öven, şiddeti mantıksal bir çerçeveye oturtmaya ve idrak etmeye çabalayan garip bir şahsa büründü. Denize Övgü finalinde beni kendisinden tiksindiren bir şiir oldu. Ancak bu kalem adıyla yazdığı diğer şiirlerde aynı durum geçerli değil.

Genel olarak Pessoa’nın şiir anlayışını ya da doğru söylemek gerekirse üç alter egosundan ikisinin şiirlerini beğendim. Yarın bir gün tüm eserlerini de deneyimlemek istiyorum.