İlk piyasaya sürülme tarihi: 12 Kasım 2010 (7 Eylül 2021)
Geliştirici: Sonic Team
Tür: Action – Adventure – Platformer
Platform: PS4 (Nintendo Wii)
Oynama Tarihi: 12 Şubat 2026 – 17 Şubat 2026
Sonic Colors Ultimate yaklaşık 5 saatlik bir oynanış sonunda %39 tamamlanma ile hikayeyi finale eriştirdi.
Klasik Sonic oyunlarının büyük bir fanı olarak hiçbir zaman üç boyutlu Sonic projelerine sıcak bakamadım. Sonic Generations ilk çıktığında heves edip girmiş olsam da düzgün kontrol edememem nedeniyle kısa sürede vedalaşmıştım.
Fakat Sonic Colors bu döngüyü kıran ilk oyun oldu. Sonunda 3D Sonic oyunlarına da şans verip eğlenebileceğim konusunda ikna oldum. Eserin hikayesinde pek bir olay yok ancak Sonic’in hazırcevaplılığı ve Tails’ın saftirik tavırları sinematik ara sahneleri takip etmeye değer kılıyor.
Oynanış konusunda yapılan ekleme 8 farklı uzaylı türünün yardımı ile Sonic farklı güçlere sahip oluyor. Bunların birinde mor bir canavara dönüşüp yolunu tıkayan kutuları patlatabilirken, bir başka özellikle matkaba dönüşerek zeminden kendine bir yol açabiliyor. Birinde füzeye dönüşüp dimdik göğe fırlarken, bir diğerinde zepline dönüşüp sekiz farklı yönde hareket imkanı elde edebiliyor.
Uzun lafın kısası Sonic Colors Ultimate, diğer Sonic oyunlarında yer almayan bu özel yetenek sistemi ile haritalara bir heyecan katmayı başarmış. Ben hardcore bir oyuncu olmadığım için tüm madalyon ve yıldızları toplama peşine düşmesem de eminim ki dünyanın bir yerlerinde bu oyunun %100 yapmak için speedrun denemeleri yapan insanlar vardır. Onlara selam yolluyor ve ben kendi yoluma devam ediyorum.
İlk piyasaya sürülme tarihi: 30 Nisan 1987 (16 Mayıs 2019)
Geliştirici: Konami
Tür: Action – Platformer
Platform: PC (NES)
Oynama Tarihi: 5 Ocak 2026 – 10 Şubat 2026
Castlevania (NA – 1987) 2 saat 42 dakikalık oynanış sonunda final verdi.
Konami sağ olsun, TMNT için de yapmış olduğu koleksiyon sürümleri sayesinde geri dönüp şans vermeyeceğim yapımları baştan sonra deneyimleyip zorluğunu iliklerimde hissetme fırsatına eriştim.
Anniversary Collection’a özel scanlines filtresi mevcuttu. Bu sayede modern ekranlarda da CRT etkisiyle oyun oynayabiliyor olmak eşsiz bir deneyim sunuyor. Bu oyunun atmosferi beni bugün dahi ürpertmeyi başarıyor.
Benim Castlevania serisi ile tanışıklığım çocukluğuma, memleketimde geçirdiğim bir yaz mevsiminde, sıradan bir çarşı gezisine denk geliyor. O zamanlar kırtasiyelerde famicom çakması, bizim “ateri” dediğimiz ev konsolları satılırdı. Dönemin alım gücüne göre ortalama düzeyde bir pahası vardı bu cihazların. Kasetleri de genellikle 2 TL’ye satılan “1000000 in 1” türevi derlemelerden ibaretti.
Ancak yer yer tek oyun içeren özel kasetlere denk gelirdim. O kartuşların üzerindeki görseller daha özenli olurdu. Okuma yazmayı henüz yeni yeni çözen biri olarak İngilizce veya Japonca logolara sahip olan bu oyunların isimlerini o günlerde öğrenememiştim. Ancak bir gün babaanneme ağlaya ağlaya aldırttığım, kapağında kırbaçlı bir savaşçının durduğu o kartuşu yıllar boyu unutamadım.
Aldırmasına aldırdım o kartuşu. İşin komik yanı ise eve gelip oyunu makineye taktığımda oyunun ne kadar zor olduğunu görüp pişman olmamdı. Kapaktaki havalı adamın heyecanına kapılıp 5 TL gibi uçuk bir fiyata bir oyun satın almıştım. Ve onu da oynamayı beceremiyordum.
Geriye dönüp düşününce ne kadar komik ve tatlı bir anı gibi kalsa da oyunu bugün bile oynarken anniversary collection’ın sunduğu hızlı save-load özelliğini kullanmadan edemedim. Dönemin oyunları gibi 1986’da famicom’a çıkış yapan Castlevania da oldukça zor bir oyun.
O zamanlar 7-8 yaşlarında olup bu oyunu bitirebilecek motor becerilerine sahip çocuklar var mıydı çok merak ediyorum. 90’larda doğmuş bir yetişkin olarak ben 2026 senesinde dahi bu eserin zorluğu karşısında hileye başvurdum.
Ancak öyle ya da böyle oyunu finale ulaştırmayı başardım. Drakula dövüşü dışında, Cambaz kardeşler ve Azrail bosslarında zorlandım. Ancak oldukça keyifli bir macera oldu.
Geliştirici: Lizardcube – Guard Crush Games – DotEmu
Tür: Arcade – Beat ’em Up
Platform: PS4
Oynama Tarihi: 2 Şubat 2026
Axel Stone ile çıktığım yaklaşık 1 saat 15 dakikalık yolculuğun sonunda 12 bölümlük senaryo modu tamamlanmıştır.
Öğlenleri PS5 oynamanın getirdiği şımarıklıktan mıdır yoksa gerçekten dualshock 4’un yetersiz bir dizayna sahip olmasından mıdır bilemiyorum ama sıkça “△” tuşuna basmam gereken oyunlarda avucumun gereğinden fazla yorulup ağrıdığını fark ediyorum.
Bu sebeple bu oyunu kontrolcüyü her zaman tuttuğumdan farklı bir şekilde tuttum. İşaret parmağımı kare tuşuna, orta parmağımı da üçgene yetiştirip kombo peşinde koştum. Muhtemelen bundan sonraki oynayacağım beat them up oyunlarda da bu şekilde oynarım. Konami’nin PC’de sunduğu Castlevania Collection’da da böylece elim kolum ağrımadan ilerleyebilirim.
Velhasıl biz Streets of Rage 4’e dönelim. Hafızamı kurcalıyorum. İsim olarak biliyor olsam da herhalde daha önce hiç SoR oyunu oynamamıştım. Bu benim ilk tecrübem oldu. Fena da bulmadım. Her ne kadar bu modern bir yapım olsa da R36S cihazımda serinin eski oyunlarına da bir göz atma isteği buldum.
Oyunun görsel yönü çok kuvvetli. Çizgi roman estetiği kullanılmış. Shank ve Wonder Boy arası güzel bir ton yakalamışlar.
Gameplay açısından da şunu belirtmem gerekiyor ki oyun local ve multiplayer oynama olanağı sunuyor. Hatta ve hatta oyunda 1v1 battle modu da mevcut. Her beat them up oyununda olması gereken bir özellik olduğunu düşünüyorum bunun. Elbette Boss Rush modunun varlığı da belli bir oyuncu kitlesinin iştahını kabartacaktır.
Ben sıradan bir oyun sever olduğum için hikayemi tamamladım ve ekstra içeriğe şöyle ucundan bir bakıp sonra uzaklaştım. Ben alacağımı aldım. Hatta beklediğimden fazlasını buldum.
Oyuna puanım 7/10. Komboların kolayca çeşitlendirilip yüksek sayılara çıkarılabiliyor oluşu oldukça iyi bir tercih olmuş. Ayrıca sitedeki 900. yazım SoR 4 oldu.
Cem Yılmaz komedisi yıldan yıla değişti. Bunu iyiye veya kötüye yormak size kalmış. Bir şekilde izletmeyi başarıyor.
Ben en son Arif v 216 izlemiş olabilirim. Gerçekten anımsayamıyorum. Fakat onda da pek eğlendiğimi söyleyemeyeceğim. Cem Yılmaz’ın şahsını bir kenara bırakırsam, bir başka bu filmleri çekmiş olsa dönüp bakmam, vaktimi ayırmam. Ama onun isminin hala bir ağırlığı mevcut.
Orijinal Adı: 劇場版 チェンソーマン レゼ篇 (Gekijouban Chainsaw Man: Reze-hen) (2025)
Türü: Aksiyon – Fantastik – Shounen
Stüdyo: MAPPA
İzlenme Tarihi: 2 Şubat 2026
Epeydir izlemek için aklımın bir köşesinde bekletiyordum. Pazar günü akşam dışarıda olmam gerektiği için gün içindeki kısıtlı vaktimi güzel bir seyir ile geçireyim dedim. Ancak o kısa aralığı iyi değerlendiremedim.
Filmin ilk 30 dakikasını 1 Şubat öğleninde izleyip kalanını 2 Şubat’a bağlanan gece bitirmiş oldum. Fakat bu kısımları mangada okuduğum için hiçbir kopukluk yaşamadım. Her olayı zaten ileride ne olacağını bilerek takip etmenin de ayrı bir keyfi var.
Reze arcına mangada coşulduğu kadar büyük heyecan gösteren biri değilim. Reze, Denji için ilginç bir karakter oluyor elbette. Fakat bir okur olarak ben bu karşılaşmanın çok hızlı gerçekleşip olayların hemen cereyan ettiğini düşünüyorum.
Okul kısımları güzeldi tabii, hanabi sahnesi de en az mangadaki kadar vurucu idi. Hikayenin karanlıklaşması ve Bomb Devil’in tedirgin ediciliği oldukça güzel bir tonda yakalanmış. Mappa’nın elinden kötü bir iş çıkma ihtimalini çok göz önünde bulundurmuyorum zaten.
Bu filme puanım 7.5/10. Oldukça sürükleyici ve keyifli dövüşlere ev sahipliği yapıyor.
Orijinal İsim: Cumhuriyet’in 100 İsmi: Büyük Devrimin Portreleri (2023)
Yazar: Emrah Safa Gürkan
Okuma Tarihi: 31 Ekim 2025 – 27 Ocak 2026
Yüz yaşı devirmiş cumhuriyetimizin bu kritik dönümünde yayınlanan bu çalışma ile Emrah hocamız kendisi ve ülkesine anlamlı bir hizmette bulunmuştur. Eserin kendisi derinlemesine bilgi vermek amacı taşımıyor. Bunu baştan belirtmek isterim.
Kitabın amacı Türkiye Cumhuriyeti kurulur iken lehte yahut aleyhte boy göstermiş yüz şahsiyet hakkında ansiklopedik bilgi vererek hafıza tazelemektir. Ve bu amacını gayet iyi bir şekilde yerine getirdiğini söyleyebilirim.
Eseri kapsamlı bir tarihi çalışmadansa bir ansiklopedi olarak görmek daha makul duruyor. Özellikle de kitabın ikinci yarısında bahsi geçen şahsiyetlerin büyük çoğunluğu iki veya üç sayfa içinde özetlenerek geçiliyor.
Emrah Safa Gürkan eserini hazırlarken bir önem sırası yapmış ve kitabın en başında Mustafa Kemal Atatürk’e yer vermiş. Onu Kazım Karabekir ve ardından da Enver Paşa izlemektedir.
Hazırlanan bu önem sırası işindeki hassasiyeti son kısımlarda göstermemiş olabilir. Ancak yine de insanın aklına estiğinde açıp hızlı bir biyografi okuma ihtiyacı duyarsa bunu gayet yeterli bir şekilde karşılayacaktır diye düşünüyorum.
Cumhuriyetimizin kuruluşunu farklı pencerelerden seyretmek için oldukça yerinde bir eser. Tavsiye edilir.
Orijinal Adı: Hiver à Sokcho (Winter in Sokcho) (2024)
Yönetmen: Koya Kamura
Türü: Drama
İzlenme Tarihi: 18 Ocak 2026
Kış mevsimine güzel bir eşlikçi diyebilirim bu film için. İsmiyle uyumlu soğuk bir atmosfer yaratıyor bu film. O serinliğin içinde Fransız bir yazar ile babasız büyümüş Koreli bir genç kızın rastlaşan yaşantılarını merkeze alıyor.
Ben filmin genel hatlarıyla verdiği hissi çok beğendim. Memories of Murders’ta olduğu gibi Kore kırsalını görmek bana kasvetli ama garip bir şekilde huzurlu bir izleti sundu.
Filmi beğendim. Ama hikayesi veya oyunculuklar yüzünden değil. Manzara için, atmosfer için, dinginlik için beğendim. Hikayede resim çizim sekansının bir animasyon ile soyutlaştırılmış olması çok hoşuma gitti. Estetik açıdan keyifli buldum.
Erica yaklaşık 1 saat 30 dakikalık bir oynanış sonunda final verdi.
Hikayenin Suspiria ve Wicker Man arası bir kurguya sahip oluşunu beğendim. Normalde bu tarz seçim yapmalı oyunları daha temkinli oynamak gibi bir alışkanlığım vardır. Ancak hikayedeki sırları öğrenmek uğruna epey pervasız seçimler yaptım.
Oyunun müziklerini Austin Wintory yapmış. Kendisinin Journey ve The Banner Saga gibi iki şaheser için yaptığı bestelere şahit olmuş biri olarak bu seferki çalışmalarını fazla silik buldum. Atmosferi sağlamak için hazırlanmış dramatik müzikler aşırı jenerik geldi. Sahnelere uygun temada olmalarına rağmen hiçbiri akılda kalıcı değildi.
Eserin tek oynanışta tüm hikaye detaylarını sunmuyor oluşuna saygı duyuyorum. En nihayetinde tekrar oynanabilitesini artırmak için yapılmış bir karar. Fakat ben tek bir defa oynadıktan sonra hemen bir daha oynamayı aklımın ucundan bile geçirmedim.
Günün sonunda bu bir interaktif film. Ve yapabileceklerimiz epey kısıtlı. Aynı filmi birkaç farklı sahne ve değişmiş final ile izlemeye vakit ayırabileceğimi sanmıyorum. Bu sebeple internetten diğer sonları izleyip kendimi eseri tamamlamış sayacağım.
Yapıma puanım 6.5/10. Sürükleyici, hızlı tempolu ve kısa bir oyundu. Öykündüğü eserlerin biraz fazla etkisinde kalmış olsa da yine de keyifli bir macera vaat ediyor.
Korku filmi izlemeye hemen hemen beş sene kadar önce başladım. Pek hayranı olduğum bir tür olduğunu söyleyemem. O sebeple bugüne değin çıkmış ve kültleşmiş bir çocuk korku eserini daha yeni izleme fırsatı yakalıyorum.
The Thing nedense bir türlü uygun zaman ayıramadığım bir film oldu. Özellikle de pandemi döneminde popüler hale gelen Among Us isimli ‘meme’leşmiş oyun nedeniyle radarıma almıştım. Ha bugün ha yarın diye diye öteledikçe öteledim bu yapımı.
Geç olsun güç olmasın demişler. Gerçekten de iyi ki aceleye getirmemişim bu yapımı. 44 yaşında olmasına rağmen görsel efektler hiç ama hiç eskimemiş. Taş gibi bir gerilim filmi. Ve bu türün hayranı olmayan biri olarak benim en sevdiğim korku/gerilim yapımları listesine tepeden girmiş oldu.
Esere puanım 8.5/10. Benzer konuya sahip birçok eser çıkmış olsa da bu yapım zamanında çok başarılı hazırlanmış.
Pokemon Trading Card Game tam 39 saat 23 dakikalık bir oynanış sonunda 192/226’lık albüm ile final verdi.
Bu oyunu Japonya yolculuğumda oynamayı kafaya koymuştum. Her ne kadar uçakta oynamaya son derece müsait olsa da yolculuk sırasında oyunun tutorial kısmını yaptım fakat sonra bir ay kadar yüzüne bile bakmadım.
Oyunu oynamaya tekrar dönüşüm de PS4 oyunlarını bitirme çalıştığım kısa periyodu atlatmış olmama tekabül ediyor. Spiderman‘i bitirmeye kendimi o ara o kadar odaklamıştım ki gözüm başka bir şeyi görmez olmuştu.
Aralık ayında da NFS Hot Pursuit’e kendimi kaptırdım. Ancak oyunun 140 single player yarışından 100 tanesini bitirdikten sonra işler epey zorlaşmaya başladı. Çok zamanımı aldığını fark ettiğimde de oyunu silip başımdan atıverdim.
2025 senesi biterken de elimde bir sürü yarım kalmış oyun olmasına rağmen kendimi toplu taşımada yolculuk ederken GBC emülatöründe zaman geçirirken buldum. Tetris, Pokemon Pinball ve Pokemon Puzzle Challenge derken uygulamaya sık sık girer olmuştum.
En nihayetinde Pokemon TCG’ye de dönüşümün sinyalleri verilmiş oldu. Ara ara girip elimdeki desteyi zenginleştirmeye başladım. Başlarda çok zor oldu. Daha başlangıç laboratuvarından çıkarıyordum. Çünkü destede kullanabilecek kadar elemental enerji kartına sahip değildim. Aşağı yukarı on defa laboratuvarda dövüştükten sonra azımsanmayacak bir enerji kartı yığını ile overworld’e adım atıp sırayla GYM’leri turladım.
İlk zaferimi Science Gym’inden elde ettim. Orada liderin yardımcılarını da birkaç defa tur atarak yendim. Böylece elde ettiğim booster packler ile daha sağlam desteler yapabilmiştim.
Science’tan sonraki durağım Fire Gym oldu. Sonra sırayla Grass, Water, Psychic, Rock, Lightning ve son olarak da Fighting Gym oldu.
Oyunun ilk saatleri aşırı zor olmasına rağmen finale doğru acayip rahat bir hal aldı. Bunun sebebi elbette ki oyunda geçirdiğiniz süre ile birlikte bolca pokemon kartı elde ediyor olmanız. Ne kadar çok kartınız varsa, o kadar versatil bir deste kurma şansınız oluyor.
Elite Four ve Pokemon Champion dövüşleri birçok Gym Leader maçından çok daha kolay oldu. Hatta daha da abartmış olayım. Hikayenin en başlarında mücadele ettiğim Science ve Fire gymlerindeki lider yardımcıları bile Elite Four’dan daha fazla zorlamıştı beni.
Bunun nedeni daha düşük seviye kartlara sahip olmaları değil tabii ki. Geçen 39 saatin ardından benim elimde Articuno, Zapdos, Moltres ve Mewtwo bulunuyordu. Bunları farklı eşlikçilerle birlikte destelere yerleştirince inanılmaz güçlü desteler çıkarmış oldum.
Oyunda içimde ukte kalan iki şey var. Bunlardan ilki benim gözümden kaçtığı için erişemediğim bir etkinlik olan Challenge Cup. Ben bu mekana tüm gym rozetlerini topladıktan sonra gittim ve rakibim olan Ronald’ın turnuvanın ödülünü kazandığını gördüm. Turnuvaya zamanında katılmadığım için oyun beni bir şekilde cezalandırmış oldu. Geri dönüp turnuvada seri düellolar yapmamış olmak beni bir tık üzdü.
Kaçırdığım için üzüldüğüm diğer bir özellik ise GBC konsolu üzerinden bağlantı kablosu yardımıyla başka bir oyuncu ile PvP kart düellosu yapamamış olmak. Şu özelliği 2000’li yılların başında fiziksel olarak deneyimleyebilmiş çocuklar belki de dünyaya gelmiş en şanslı kuşak olabilirler. Türkiye şartları ve maddi imkansızlıklar nedeniyle biz bunları göremedik, varlığını da bilmiyorduk o zamanlar. Ancak bizim de tasolarımız vardı ve tüm dünyamızı renklendirmeye yetiyordu.
Oyuna puanım 7.5/10. Dönemi için harika bir oyun. Gerçek Pokemon TCG deneyimine oldukça yakın bir işleyiş sunuyor. Hemen hemen oyun kurgusu ve mantığını da oyuncuya öğretmiş oluyor. Tekrar oynanabilitesi de oldukça yüksek bir yapım. İleride bir gün GBC satın alırsam bu oyunun kartuşunu da mutlaka elde etmek istiyorum.