Gece Vurgunu

Orijinal Adı: Nightcrawler (2014)

Yönetmen: Dan Gilroy

Türü: Suç – Drama – Gerilim

İzlenme Tarihi: 23 Temmuz 2020

Oldum olası suç dramalarına karşı bir zaafım var. Bunun psikolojik açıklamasının ne olduğunu bilmiyorum ama öğrenmeyi gerçekten çok isterim. Hayatımda her şeyin sakin ve yavaşça gerçekleşiyor olmasına karşı bastıramadığım bir isyan isteği mi yoksa yolun sonunu öngöremediğim karmaşaların bilinemezliği mi zihnimi cezbediyor, bilemiyorum.

Jake Gyllenhaal epey sevdiğim bir oyuncudur. Herhalde Brothers isimli filmdeki performansı kendisine sempati duymamı sağlamıştı. Daha evvel izlediğim bir rolü olmuş muydu hatırlayamıyorum. Gerçi Brothers’ı da ne zaman izlediğimi anımsayamadım ama bu tamamen konu dışı bir mevzu.

Nightcrawler bahsetmek gerekirse, oldukça beğendiğimi söyleyebilirim. Film, diğer suç draması kategorisine dahil yapımlardan ayrılıyor. Bu farkı da olayları suç mahalline teşrif eden habercilerin gözünden anlatmaya çalışarak yapıyor. Bir kameraman veya muhabirin haber peşinde koşarken ne tür riskler aldığı ve yaptığı işte başarılı olmak için hangi ‘etik’ kuralları çiğnemeye cüret edebileceğini oldukça iyi anlatmış.

Filme puanım 7.5/10. Gayet sürükleyici ve merak uyandırıcı bir senaryoya sahipti.

Cinnet

Orijinal Adı: The Shining (1980)

Yönetmen: Stanley Kubrick

Türü: Drama – Korku

İzlenme Tarihi: 22 Temmuz 2020

The Shining uzun bir süredir izlemek istediğim ancak korku türüne mesafeli olduğum için girişmeye cesaret edemediğim bir filmdi. Ancak geçen gün Netflix’te bulunduğunu fark ettim. Denemekten zarar gelmez dedim ve izlemeye başladım. Her ne kadar filmin extended versiyonu olmasa da 2 saatlik soluksuz bir gerilim yaşatmayı başardı.

Bu film hakkında çok fazla yazıp çizmeye ihtiyaç duymuyorum. Dünya üzerinde 20 seneden uzun süre yaşamış insanların büyük bir çoğunluğu çoktan izlemiştir veya bir şekilde hikayeyi biliyordur. O yüzden ben kısaca filmin bana nasıl tesir ettiğinden bahsedeceğim.

Filmdeki oyunculuklar zaten harika. Jack Nicholson da Shelley Duvall da eşsiz bir performans sergilemişler. Ancak benim ruhuma en çok etki eden şey filmin müzikleri oldu. Rahatsız etmeyi ve insanın içini daraltmayı başarıyor. Bu da filmin atmosferini içinden çıkılmaz bir hale getiriyor.

Yapıma puanım 8/10. Stephen King’in kalemini beğenmesem de eserlerinden uyarlanan filmler genellikle güzel oluyor.

Sarmaşık

Orijinal Adı: Sarmaşık (2015)

Yönetmen: Tolga Karaçelik

Türü: Drama – Fantastik – Gerilim

İzlenme Tarihi: 21 Temmuz 2020

Sarmaşık uzun süredir izlemeyi istediğim bir filmdi. Ancak izleme işine girişmeden önce birikimimi artırmayı planlıyordum. Bu planlarım arasında Melville’in Moby Dick’ini bir kez daha okumak, Coleridge’in Rime of the Ancient Marine’ını baştan sona okumak ve Joseph Conrad’ın Karanlığı Yüreği isimli kitabını okumak vardı. Üçünü de gerçekleştiremedim ama filmi izledim.

Yerli filmler arasında en beğendiğim üç filmden biri olmaya hak kazandı. Bu konuda hiçbir çekincem yok. İlk sıra Kış Uykusu’na ayrılmış vaziyette. Ondan sonra Ahlat Ağacı ve Sarmaşık geliyor. Bu filmi ikiye mi yoksa üçe mi koysam emin olamadım. Ancak şu ana dek izlediğim yapımlar arasında kuşkusuz en akılda kalıcı karakterleri barındıran birkaç yerli filmlerden biri olmayı başardı.

Filmin konusundan fazla bahsetmek istemiyorum. Kısaca girişini anlatsam yeterli olacaktır. Bu yük gemisi, armatörünün iflas etmesi sonucu iş yapamaz hale geliyor. Geminin işletmesi el değiştirene kadar onu faal tutmak gerektiği için mürettebatın yalnızca küçük bir kısmı görevlendiriliyor ve geri kalanlar evlerine yollanıyor. Bu bir avuç insanın zamanla kendi aralarında nasıl bir hukuk geliştirdiğini ne gibi gerilimler yaşadıklarına şahit oluyoruz.

Filme puanım 8/10. Harika bir filmdi. Tüm arkadaşlarıma izlemeleri için baskı yapacağım gibi duruyor.

Fate/Apocrypha

Seri Çıkış Tarihi: 2 Temmuz 2017 – 31 Aralık 2017

Türü: Aksiyon – Drama – Büyü – Fantastik

Bölüm Sayısı: 25

İzlenme Tarihi: 4 Temmuz 2017 – 20 Temmuz 2020

Farklı tarihlerde ve coğrafyalarda yaşamış ünlü şahsiyetlerin bir araya getirildiği öyküler hep hoşuma gitmiştir. Bu konsepti en sık işleyen serilerden biri de Fate idi. Hikayeler, Kutsal Kase Savaşı adı verilen bir turnuva çevresinde şekilleniyor. Bu öykülerden biri olan Apocrypha’da ise farklı bir eklenti yapılmış. Bu da ustalar ve hizmetçilerinin, siyah ve kırmızı olmak üzere iki ayrı takıma ayrılmış olmasıydı.

2017 yılında animeye veda edişimin kurbanlarından biri de F/A oldu. Serinin yaklaşık ilk 10 bölümünü öyle ya da böyle izleyebilmiştim. Ancak sonra diğer tüm anime dizileri gibi ona da ara verdim. Fate ve birkaç seriyi o 3 senelik kısır dönemde devam etmeye çabaladıysam da hiçbirinde 3-4 bölüm izlemekten öteye gidemedim.

Geçen ay Fate’e kaldığım yerden devam etme kararı aldım. MyAnimeList’te en son 15. bölümü izlemiş olduğumu görünce ne olur ne olmaz bunu tekrar izleyeyim dedim ve sonra birer ikişer bölüm ata ata finale ulaştım.

Apocrypha’da en sevdiğim karakter, hiç kuşkusuz, Jeanne D’Arc oldu. Semiramis ve Atalanta da ekranda görmekten keyif aldığım kişiler arasındaydı. Astolfo ise, sesini sinir bozucu bulmamdan olsa gerek, uzun süre konuştuğu sahnelerde rahatsızlık vermiyordu. Akhilleus da eylemleri sonrasında kalbimi kazanan bir kahraman oldu. Shakespeare karakteri ise tam stereotipik bir sanatçı modunda resmedilmişti, ve izlemesi oldukça keyifliydi.

Seriye puanım 8/10. Önceki öyküleri aşabilecek bir potansiyele sahipken, UBW ve Zero’nun gölgesinde kalan bir yapım olmuş.

Barbar Conan

Orijinal Adı: Conan the Barbarian (1982)

Yönetmen: John Milius

Türü: Aksiyon – Macera – Fantastik

İzlenme Tarihi: 19 Temmuz 2020

Çocukluğumdan bu yana Conan’a dair birçok eser tüketmiş olmama rağmen bir türlü kendimi onun evrenine kaptıramadım. Ancak çok küçük bir yaşta bu filmi izleseydim muhtemelen her şey fazla olurdu.

1982 yapımı fantastik bir film olduğunu göz önünde bulundurursak, hikayenin pek kötü yaşlanmadığını söyleyebiliriz. Görsel efektler, kostümler, savaş sahneleri düşündüğüm kadar berbat değildi. Diyaloglar ve oyunculuk da bana cringe yaşatacak diye beklemiştim. Olumsuz beklentilerimi kara çıkardığı için sevindim.

Filme puanım 6.5/10. Yer yer epik anlar yaşatmayı başardı ancak yine de dümdüz bir yedi puan vermeye elim gitmedi.

The Hateful Eight

Orijinal Adı: The Hateful Eight (2015)

Yönetmen: Quentin Tarantino

Türü: Suç – Drama – Gizem

İzlenme Tarihi: 17 Temmuz 2020

The Hateful Eight izlemeyi çok istediğim ama bir türlü vakit ayırmadığım onlarca yüzlerce filmden biriydi. Ancak nihayet izledim. Ve şunu söylemeliyim ki: film muhteşemmiş.

Tarantino’nun öykü anlatıcılığına bir kez daha hayran kaldım. Aralara serpiştirdiği iyi düşünülmüş diyaloglar sayesinde en sıradan öyküyü ve olay örgüsü dahi ilginç kılmayı başarabiliyor.

Kurt Russell’ın canlandırdığı John Ruth ile Tim Roth’un büründüğü İngiliz Oswaldo Mobray filmdeki en sevdiğim iki karakter oldu. Samuel L. Jackson, bu filmde de harika bir oyunculuk sergilemiş. Uzun zamandır izlediğim herhangi bir filmde ona rastlamıyordum. Ne kadar iyi bir aktör olduğuna bir kez daha ikna oldum.

Yapıma puanım 8.5/10. Inglourious Basterds ile birlikte en sevdiğim Tarantino filmi oldular.

Alçaklığın Evrensel Tarihi

Orijinal İsim: Historia universal de la infamia (A Universal History of Infamy) (1935)

Yazar: Jorge Luis Borges

Okuma Tarihi: 13 Temmuz 2020 – 15 Temmuz 2020

Borges, şahsı ve eserleri hakkında hep kulaktan dolma bilgilere sahip olduğum bir yazardı. Hangi eserinden başlamam gerektiği üzerine çok kafa yormadım. İsmi çok vurucu ve akılda kalıcı olduğu için Alçaklığın Evrensel Tarihi ile giriş yapmaya karar verdim.

Kitap aslında tamamen kurgusal öykülerden oluşmuyor. Borges, tarihi şahsiyetleri ve olayları, farklı isimler ve olay örgüleriyle anlatmayı seçmiş. Bu durum Borges’in diğer eserlerinde de mevcutmuş diye hatırlıyorum. Ancak bu kitabın özel bir durumu var. Bu derlenmiş olan hikayelerin her biri aslında Arjantin’in Critica isimli dergisinde Borges tarafından köşe yazısı olarak yayımlanmış.

Kitabın en sevdiğim öykülerini şöyle sıralayabilirim; Mahalle Kabadayısı, Görgüsüz Görgü Hocası Kotsuke no Suke ve Maskeli Boyacı Mervli Hakim. Vesaire bölümündeki ultra kısa öyküler içinde beğendiğim birkaç öyküden de bahsetmek gerekirse; Yontu Odası, Düş Gören İki Adamın Masalı ve Yaya Kalan Büyücü şeklinde dizin oluşturabilirim.

Kötülüğün ve haysiyetsizliğin, insanların genelinde ırk, cinsiyet ve yaş gözetmeksizin görülebildiğini örnekler üzerinden anlatmayı hedeflemiş bir eserdi. Amacını da gayet güzel bir şekilde gerçekleştirebilmiş. Alçaklığın Evrensel Tarihi’nden son derece mutlu ayrılıyorum. Ayrıca bende tekrar Bin Bir Gece Masalları’na dair bir merak uyandırdığı için Borges’e müteşekkirim.

Kitaba puanım 7/10. Direkt sekiz puan verebileceğim öyküler olmasına rağmen genel puanlamak gerektiği için bir puan aşağı vermeyi uygun gördüm.

Zama

Orijinal Adı: Zama (2017)

Yönetmen: Lucrecia Martel

Türü: Drama – Tarihi

İzlenme Tarihi: 14 Temmuz 2020

Zama filmi, Antonio Di Benedetto isimli Arjantinli bir yazarın 1956 yılında kaleme aldığı bir romandan uyarlanmış. Bu uyarlama senaryo, filmde buram buram hissediliyor.

Bu filmi nereden, kimden ve nasıl öğrendiğimi bir türlü hatırlayamıyorum. Belki festival filmleri listesinde belki de yts sitesinde görmüşümdür. Emin olamıyorum. Ancak bu çok da mühim değil.

Hikaye Diego de Zama isimli İspanyol bir memurun başına gelenlerini anlatıyor. Uruguay’dan Arjantin’e atanmış bir sulh hakimi olan Zama, İspanya’da bıraktığı ailesinin yanına dönmeyi arzuluyor. Kolonilerdeki insanlardan, zencilerden ve melezlerden tiksiniyor. Ancak kader bu ya, bir türlü istediği terfiyi alıp da memleketine dönemiyor.

Film Zama karakterinin hayattan bıkmışlığını, bürokrasiden nefretini, insanlara karşı duyduğu güvensizliği göstermeye çalışan kişisel bir anlatıyı benimsemiş. Kabul etmek gerekir ki bunu da iyi becermiş.

Filme puanım 7/10. İlk yarısı beni epey sürükleyip götürmüş olsa da üçüncü çeyrekte baygınlık geçirmenin eşiğine geldim. Son çeyrek ilgi uyandıran sahneler içerdiği için dikkati tekrar üzerine çekerek final vermeyi başardı.

Full Metal Jacket

Orijinal Adı: Full Metal Jacket (1987)

Yönetmen: Stanley Kubrick

Türü: Drama – Savaş

İzlenme Tarihi: 13 Temmuz 2020

Full Metal Jacket çocukken bir şekilde yarım yamalak izlediğim sayısı onları belki de yüzdeleri bulan filmlerden biriydi. Savaş filmleri pek ilgimi çekmediği için tekrar izleme zahmetine de girmemiştim. Netflix’te “Hangi filmi izlesem” diye dolanırken karşıma çıktı. Bunu bir işaret olarak aldım ve izlemeye başladım.

FMJ hakkında yazacak fazla bir şey yok. Kubrick’in herhalde Shining’ten sonra en çok izlenen ve sevilen filmi olabilir. Benim film hakkında özel bir düşüncem yok. Joker karakterinin satirik tarzını çok beğendim. Ancak Joker dışındaki başka hiçbir karakteri önemseyemedim. Pyle askerde kelimenin tam anlamıyla dayak yedikten sonra adam olma yoluna girmesi ve değişimini izlemek keyifliydi. Tabii ki filmin ilk yarısına kadar.

Yapıma puanım 7/10. Apocalypse Now’ın yarısı kadar bile etkileyemedi ama bu iyi bir film olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

Deliliğin Dağlarında

Orijinal İsim: At the Mountains of Madness (1936)

Yazar: Howard Phillips Lovecraft

Okuma Tarihi: 10 Temmuz 2020 – 12 Temmuz 2020

Deliliğin Dağlarında isimli öykü Lovecraft’ın Call of Cthulhu isimli hikaye derlemesinden sonra en çok duyduğum ancak bir türlü okuma fırsatı bulamadığım bir eseriydi. Geçen ay yaptığım on iki kitaplık toplu alışveriş sırasında Innsmouth ile birlikte bu kitabı da sepete eklemiştim. Böylece okuma şansına erişmiş oldum.

Deliliğin Dağlarında bugüne değin okuduğum Lovecraft hikayeleri içerisinde betimlemeye en çok önem verilmiş olan öyküydü. Son üç bölüme değin neredeyse hiçbir aksiyon yok. Ancak Lovecraft’ın detaylı tasvirleri, kadim korkunun altyapısını muazzam bir şekilde kuruyor. Ayrıca bu öykü Cthulhu, Shoggoth ve Kadimler arasındaki savaş hakkında önemli bilgiler barındırıyor.

Kitaba puanım 7/10. Lovecraft evreninin lore una dair en dikkate alınması gereken eser olduğunu düşünüyorum.